Yazar

 

Belki üç aydır yazmak istiyorum bu konuda bir türlü denk getiremedim zamanı, sonunda e artık dedim!

 

Sonda söyleyeceğimi her zaman ki gibi başta söylüyorum, diyorum ki “ Memlekette Yazardan çok ne var ? “ dolu!

 

Yazıya başlıyorum, mumlar yakılmamış, çay koyulmamış, müzik açılmamış, yeni yazarın klavyeye sarıldığı gibi ne oluyor arkadaş ya! bu ne acele? anlamadım ki, galiba üç aydır yazamadım hırs oldu ondan, virajı aldım konuya dönüş;

 

Tiyatro oyun yazarı, Sinema senaryo yazarı yok ! konu bu! Herkes aynı şeyi söyleyip duruyor. Şuna da değinmek istiyorum yalnız, Sinema’da yazarın yazdığı metnin adı “Senaryo”, Tiyatro’da yazarın yazdığı metnin adı “Oyun Metni” sürekli her şeye Senaryo diyen insanlar türedi yahu! Genelde sektörde “text” denen şey aslında “oyun metni” ya da sadece “Metin”, senaryo daha şaşalı geliyor sanırım. Neyse devam..

 

Her şey bir hayalle başlıyor aslında, durumu, anı, yaşanmışlığı, yaşanabilirliği, ihtimalleri ya da hiçbir zaman yaşanamayacak olan düşündüğün şeyi yaşatmayı! Sonuçta olmayan bir durumu gerçekleştirme durumu. Bu kadar zor bir durum aslında ama insanlar tarafından ne kadar kolay bir durummuş gibi olarak anlatılıyor, inanamıyorum. Biraz “Atarlıyım” şüphesiz. Neden mi ?

 

“40 yıllık Tiyatrocuyum ben olmasam peah nerde o metin olacaktı! ” siktir lan yazacaktım şimdi, hadi lan! mı yazayım diye düşündüm, sonra bu durumu aynen yazayım dedim, isteyen istediğini seçer, özgürlük ve demokrasi !

 

Sen 40 yıllık Tiyatrocu olsan “Ben 40 yıllık tiyatrocuyum” demezsin ki, çünkü 40 yıl tiyatro yapan bir insanı zaten herkes tanır bilir, 40 yıldır tiyatrocu olduğunu da bilir, o yüzden gerçekten 40 yılını tiyatroya vermiş insan “Ben 40 yıllık tiyatrocuyum” demez, aklına gelmez. Geçen Haluk Hoca “Ben hala oyuncu olamadım, çalışıyorum” dedi. Travma oldu tabi bende sektörün bir tarafı yerlerde, diğer tarafı göklerde, hava değişimi gibi bir şey oluyor, o ara dedim ki bir oyunda olsam ya sizinle, her anı kaydetsem, gelecek ne kadar yılım varsa yaşayacağım hep hatırlasam kullansam hatırlasam. Neyse devam!

 

“ O metni ben toparladım çok kötüydü” çok kötüyse neden seçtin ayıcık ? Yalan mı ? kaldı ki, bilen bilir ki, toparlamak yeniden yazmaktan daha zordur, dolayısıyla yazaydın baştan, yazmaya gelince kimse yok! Tırtıklamaya gelince herkes kuyrukta!

 

Yazar oyunu bu topraklarda yazıyor ya, Yönetmen üstüne bir daha yazıyor ! –ki yönetmenler ve yönetmenlikle, yönetmekle ilgili ayrı bir yazıyı klavyeye alacağım sıradadur..-

 

Nasıl mı bir daha yazıyor?  Örnekle açıklıyorum net: Yazar arkadaşım anlatıyor, senaryoyu verdim, ilk gösterime çağırdılar gittim dedi, o ana kadar aramamışlar, sormamışlar, anlaşma baştan öyleymiş iyi dedim, festival olduğu için sabahtan başlamış izlemeye filmleri, sonra bakmış kaç film geçti yok gitmiş sormuş “Bizim film ne zaman?” diye, cevap; “bundan önceki filmdi abi”

 

Sadece yönetmen mi bir daha yazıyor! Peah! Parayı veren kişinin yatırımcının yani, yapımcı değil onlar, yapımcı adam sektördeki adamdır, yani parayı Sanattan kazanıp Sanata yatıran adam Yapımcıdır, diğerleri ! neyse.. Yatırımcı diyelim.

Yatırımcının kızının arkadaşının kuzeninin erkek arkadaşının kayın pederinin torunun kardeşi de oyuncuymuş, eeee ona da bir rol ! Yahu yazılmış metne, yırtık dondan çıkan bir insan için rol ekleme sanırım ancak ve ancak bu topraklarda mümkün, neden mi? bunu yurt dışındaki adamlara anlatamazsınız ki, anlayamaz, anlamlandıramadığı için anlayamaz ama..

 

“Orayı attım, burayı kıstım, şurayı düzelttim, burda buydu, sonunda şuydu, sonuç olarak ayağa kaldırdım metni..” oyuncu, yönetmen, yatırımcı, yapımcı, ışıkcı, sesci, rejidekiler daha bir sürü insan, sen yap hesabını hepsi yazar!

 

Sadece yazar yazar değil ! Neden ? çünkü yazar boktan bir şey yazar okuyanlar onu seve seve toparlar, ben bir oyuncunun “abi karakteri topladım, kötüydü” dediğini kulaklarımla duydum, hem de ödeneklide kadrolu oyuncu, işi oyunculuk yani, ama dünyanın farkında değil kendi karakteri olmamış!

 

Komik değil ki yahu? Sesli gülüyorum artık böyle yorum yapanlara, ne oldu metinde diyorum açıklayamıyor, anlamazsan nasıl komik bulursun ki ? anlamamak üzerine kurulduysan sen zaten, komik bulma şansın yok ki...

Hayatında hiç komedi yazmamış, okumamış, oynamamış, yönetmemiş, izlememiş, komedi nedir bilmeyen bir kişinin komediyi sadece ve sadece “Bak ben gülmedim demek ki komik değil” diye açıklayabiliyorsa, bu sektör patinajın kralını çeker yıllarca hem de..

 

Oyun sahnelenene kadar oyun yazarındır ! Tabiiii.. bak şimdi bak.. ne olacağı belli değil ki sonuçta, seyirci “bu ne be?” derse oyun yazarın olmalıdır, ihale yazara kalmaktadır!

Ama ya tutarsa iş! işte o zaman “yazarın ilk yazdığını görseydin şekerim, bok gibiydi, biz toparladık ben gecemi ebeme kattım çalıştım” böyle salak saçma cümleler, kaypaklık, şarlatanlık, aptallık, zekanın geri olması, irade kaybı daha sayabileceğim onlarca şuursuzluğu ifade eden kelime, benim favorim “Utanmazlık”, bir insan arsızlık seviyesini geçtiyse artık cahillik sularında özgürdür, farkında değilsen, farkında olacak her yolu tıkadıysan, senden daha güçlüsü var mı ki, her yaptığın, her söylediğin doğru, enin eni, en birinci, en ilk, en en en..

 

Yazarın yazara saygısı olacak bir kere.. yazarın yazarı sevmediği bir sektörde diğerleri seni niye sevsin? Oyun yazdığımda bitirince aklıma gelen herkese gönderirim, sektörden ya da değil fark etmez, insanların geri bildirimlerini çok çok önemserim, en çok da olumsuzları, en çok kimden geri dönüş yok biliyor musun? Yazarlardan! Ne kadar enteresan değil mi ? rakibiz ya güya, ilk okul rekabet kafası, tüm yazarlar değil tabi ki, 20 dakika için de geri döndü bir arkadaşım yeminle ağlıyordum duygusallıktan, oyun ilk gösterimi gibi heyecanlandım.

 

Yarın uzun metraj senaryoyu bitiriyorum bakalım nasıl olacak, filmi izledim, kağıda dökümü de bitecek yarın, öyle yazıyorum evet tarzım o, önce izliyorum sonra izlediklerimi yazıyorum, replikleri bile izleyebiliyorum, beğendiğim oyuncular var mesela izlediğim oyunlardan, filmlerden, onları oynatıyorum hayalimde süper oluyor, onun haberi yok benim oyunda, filmde oynuyor eğlenceli değil mi ?

 

Her gün bir tiyatro oyunu izlesem ne kadar güzel olur, öleceğim günü sırf bunun için bilmek isterdim, bir ay öncesi olsa yeter her akşam gider izlerdim! Oyun izlediğim günlerde, oyunun içinde geziyorum yatmadan, en sevdiğim replikleri tekrarlatıyorum oyunculara, daha yakından izliyorum bir daha, e tabi ki bazen kendimi koyuyorum oyuncuların yerine, hayal da bu, benim hayalim, ayağını kaydırıyorum tabi bir kaçının, süper oluyor tavsiye ederim hayal etmek.

 

Okumaktan daha çok seviyorum yazmayı, yazmaktan daha çok seviyorum hayal etmeyi, hayal etmekten daha çok seviyorum hayallerimi gerçekmiş gibi yaşamayı.. geçen metroda yine aynısı oldu beş kişiyi bana bakarken yakaladım, dalmış oynuyorum, replikler falan filan yardırıyorum tabi, anons gelince şu durak bu durak ayıldım, bir baktım hepsi takipte beni, la insan bir alkışlar diyemedim tabi! alkış gelmediğine göre oynayamamışım, olmamış.. yaaa....

 

Sahneye çıktığımda tek kişilik gösteri de alkış gelmeyince acayip düşüyorum o geldi aklıma.. geçen bir oyunda hoş geldiniz! Diye çıktım sahneye her zaman ki gibi, seyircinin biri “sende hoş geldin” dedi iyi mi, bende motivasyon yüzde altıyüz oldu tabi, güzel oyundu, yardırdım..

 

Marta kadar her ay bir oyun yazmayı planladım, bakalım başarabilecek miyim, martta beş oyunla yarışmaya katılacağım bakalım ne alacağım? Katılmak bile güzel, motivasyon kaynağı diyebilirim.

 

Oyuncuya göre yazmak çok güzel oluyor bu arada, onun fiziksel, ruhsal özelliklerini düşünerek üzerine köpürterek yazmak, mevcutu komikliğe alet etmek yerine daha da üzerine çıkmak kaliteyi arttırıyor sanırım, karakteri özgür bırakmak da sanırım, kısıtlamamak yani, şu şive ile konuşur, şunu giyer bunu söyler falan filan, bırak oyuncusu ile bütünleşsin, oyuncusuyla sevişsin biraz, sevsin oyuncu, bağlansın, bir şeyler katsın, her şeyi sen yaz, sonra oyuncu bir şey katmak istediğinde höt de! İş mi bu ? yönetmene, oyuncuya sen alan vereceksin ki iki gazoz da onlar satsın da.. hayat paylaşınca güzel..

 

Yazarlar bencildir. Her şeyi bildiklerini sanarlar, paylaşmazlar asla, laf söyletmezler, eleştiri kabulü bırak kelime edemezsin, ben öyle hayal ettim öyle yazdım, eee, e si bu böyle işte o yüzden öyle kalmalı ! He he evet, götüm! iki cümle yazı yazdın oldun şekerpare, 600 yıldır varsın sanki. Ben bunu gözlerimle gördüm bak, adam afişe yazmış,

 

Yazan : William Shakespeare – Ahmet Mehmet

 

Ne kafalar yaşanıyor değil mi ? yüz yıllar öncesinde yaşamış adamla oyun yazıyorsun, bana bok yemek düşer, ben kimim ki ? biz kimiz? Sektör ne? var oluşu sorgulatır ya bu kafalar !

 

Hiçbir şey bilmiyorsan Haddini bileceksin, kraldan daha değerli olursun bu topraklarda, şizofreniye yakın bir iş yapıyoruz doğru ama o sınırı iyi bilmek lazım, sınırı geçersen olmuyor, olmayan şey iş, etik, disiplin.

 

Uyarlama diye bir şey çıktı, kitabı falan değil ama baya bildiğin oyunu uyarlıyor, skeç konusu gibi ya komedi, oyunu oyun olması için uyarlıyor, telif ona geçsin, maliyet düşsün, dedim ya etik, disiplin, iş vb. kavramlar, kafa gitmiş.. yazarın yazdığının üstüne sen orasını burasını değiştiriyorsun, sonra eee, e tamam bu uyarlama oldu, yani ? e benim işte, ben yeni bir hale büründürdüm, öncesinden daha bile iyi oldu, iyi olan tek bir şey var bu durumda, o da senin kafan, kafan iyi yani..

 

Ben ki oyun yazıyorum, geçen “abi yabancı oyunlar yapalım, alalım değiştirelim orasını burasını” dedi bir canlı kardeşim, dedim ki "sen şuan bir yazarla konuşuyorsun, yani yarın benim oyunumu sen ya da yurt dışında bir başka kişi böyle mi yapacak ? " bu mudur lan dedim değerimiz, itibarımız, hadi beni geç senin kendine verdiğin değer yok mu, sektörüne, bu işe, sanata, tiyatroya.

 

Sorsan herkes offf aman aman efsane! Mangalda kül bırakmaz, hadi başlayalım deyince, aaa kimse yok, işim var çişim var..

 

Çalınma korkusu var bir de, o da enteresan, kaç skecimi izledim televizyonda benden habersiz, gayet güzel zevkli oluyor, gururlandım, ne para vereceklerdi ki sanki, onun yerine en azından haber verselerdi onu isterdim bak, o kadar skeç yazıyorum ki, peşine düştüğün zaman para koparmaya çalışan asalakların durumuna düşmek var, onun yerine tuttu mu diye bakıyorum, oyuncular karakteri çıkartabilmiş mi diye, hırsızlık sonuçta ama uyarlama ya adı, heee ondaaann, ya ondaaann… Teliflerini alıyorum da ne oluyor ki bakalım seneye bir ajansla anlaşacağım sanırım, avukatları var, top onlarda olacak artık..

 

Caner abinin yeri çok ayrı onu söylemem lazım, hatta dönüm noktalarımdan biri diyebilirim, soy adını yazsam dalkavuk kadrosuna gireceğim o yüzden yazmadım, kendisine de söylediğim için biliyor durumu, kafa açtı bende çok noktada, ben bizim sektörde bu kadar tecrübelerini derinlemesine, nokta atışı isabet ettiren çok insan görmedim, bütün sektörle görüşen biri olarak, gördüğüm insan sayısı ne ki, ne gördüm gibi bir durum yok şeker, “ben 40 yıllık tiyatrocuyum”diyenleri de görüyorum, benim oyunu satsana satsana diye arıyorlar.. neyse devam..

 

Çoğu insan sektörde bilir ama söylemez, rakip olarak görür ve kendisini geçmesini istemez, nereye geçiyorsak ya da iş gelecekse onu kaptırmak istemez. Hiç bir şeyi, gelip gelmeyeceği bile belli olmayan bir işi nasıl kaptıracaksa!

 

Çok uzadı bu yazı, yüksek ihtimalle gelecek de gelişen hava koşullarına göre tekrar yazarım diye düşünüyorum, çok detay var, e yazmak güzel, herkes güzeli sevmez mi ? Allah çirkin şansı versin o zaman bana !

 

Yazmak güzel, hayal etmek bir harika, uyumadan o hayallerde yaşamak işte onun adı da tarifi de şekli de yok yok yok...

08.12.2016 Perşembe, 02:31