Takma Kirpikler

Tatlış oyun.. iki kadın var sahnede ama baştan söyleyeyim, hiç öyle yıllar boyu DT olduğu için söylemiyorum, Ayşen İnci ef sa ne.. kadın konuşsun ben onun, o güzel ağzından çıkan kelimelerinden zıplaya zıplaya ağzının içine gireyim sesini duyayım aşkla böyle uyuyayım falan oralarda.. ne kadar tanıdık bir ses geliyor, ne kadar huzur veriyor anlatamam. İkinci Bölüm oyununda izlemiştim DT de, bu oyunu kendisi yönettiği için daha rahat oynamış, daha samimi geldi, sonuçta bir DT rejisi var meşhur mesafeli! Seyirci ile ister istemez bir mesafe oluyor, özel tiyatroda öyle bir şey yok sonuçta.

Güzel metin, sağlam vurgular var, Elçin’in kalemine sağlık, ben bazı yerlerde aynen bizim sektör dedim, bizim sektör derken memleketteki değil dünyadaki bizim sektör dedim! Teori gibi yani, bu işin olanları aha bu! Gidin izleyin örnek vermem, klasik ben işte..

‘ Oyuncu, duygu patlamalarından oluşan bir okyanusta boğulmalı önce oyuncu olabilmek için’ bin yıl geçse hatırlarım, doğru sözleri unutmam.. bu oyundan bana kalan bu, net..

Dekor güzel, mobilyalar, duvar kesitleri ve tablolar, hiç sırıtmamış mevzuyu anlatmış gayet güzel.. kostümler sırıtmamış, ne havalı ne ucuz durmuş, kıvamında seçilmiş.

Reji için birkaç şey söylemem lazım, bilgisayar sahnesi görüntülü konuşma özellikle telefon ile olsa daha iyi olurdu, görüntülü konuştuğunu anlamayabilir seyirci, ekrana bakıyor ve dış ses geliyor, tiyatro bu her şey olabilir.

‘Klavyeye iki kez basıyorsun ve bilgisayar açılıyor’ deyip bir kere basınca e biraz mantıksız olmadı değil.. Görüntülü konuşmadaki dış ses ilerde geçmişe dönüş sahnesinde başka bir dış ses olarak duyuldu gibi duydum, başka dış sesi seslendirecek kişi bulunamadı sanırım. Plak çalarken senkron tutmadı, müzik girmesi. Aynı müzik çaldı bir de, oyun müziklerinin elden geçmesi gerekir diye düşünüyorum, bu kadar farklı tatlı bir oyunu daha da lezzet katabilir müzikler.

Sıçramalar çok fazla, oyun üç saatlik bir oyunun özeti gibi olmuş, tamam kısa olsun, tadı damakta kalsın ama, yani biraz kısa olmuş, aralarda daha oynanabilir diye düşünüyorum, yayılabilir.

Oyuncunun, oyuncu rolünü oynaması zordur sahnede, çünkü kendisidir ve kendisi gibi davranamaz, davranmaması gerekir, oyuncular nasıl davranır ne yapara ona bakması incelemesi analizi vb gerekir, dolayısıyla sadece kendisi gibi davranması yetmez demek istiyorum. Bu bağlamda biraz daha karakteri içselleştirmesi gerektiğini düşündüm Nihan’ın.  Yani sarışın olmak, çıtı pıtı olmak güzel sahnede şüphesiz, sahne, kamera hep güzel kadın görmek ister, seyirci de öyle ama biraz fazla heyecanlıyı oynadı sanki, yani o karaktere hiçbir şekilde başrol gelmez diye düşündüm ben, oyunda bu karaktere başrol teklifi geliyor, bu oyunculukla ben inanamadım o teklife, biraz bahsettiğim sıçramalarında etkisi olabilir, bir yerde yeni tanışanken birden samimiyete geçiyorsun, ister istemez duygu değişimleri seyirciyi, bir dakka ya noldu ki şimdi oluyor, genelde ödeneklilerde meşhur bu zaman akışı, ışık yakınca sarıdan maviye ‘seyirci anlasın işte ya o kadar da değil’ derler, o kadardan fazla, ben o kadar oyun izliyorum ben anlamıyorum bazen, anlamak zorunda mıyım zaten senin kafandaki şizofrenik iletişimini arkadaş. Bu oyunda bu kadar net sorun yok, anlaşılıyor akışlar geçişler ama buradaki durum duygu değişimleri sert kaçıyor bu sefer. O kahve fincanı dolu olmalı bu arada. Kahvenin yanında da su gelmeli, kadın sonuçta Osmanlı kadını, susuz kahve içmez bence, adet varsa bilmediğim o da benim cahilliğim olsun.

Benim nasıl baktığım değil seyircinin nasıl baktığı önemli her zaman bunu üşenmeden söylüyorum. Asansöre bindim, beyefendi klasik son asansör muamelesi yaparak eşini bekledi, tam o sırada Ayşen İnci bindi mi asansöre!? Cevap veriyorum bindi! Geçmiş olsun dedim tabi ki hemen, kutladım kendisini, neyse beni geçelim, asansörün kapısını tutup Ayşen İnci’nin istemeden de olsa, şansa binmesini sağlayan amcamın gözler kıpkırmızı, şişmiş.. Ayşen’e ‘Siz dedi son sahneden sonra oynadınız ben dedi şarıl şarıl hüngür hüngür ağladım’ dedi.. Dedim ki içimden oyun seyirciye ulaşmış gerisi hallolur, önemli olan bu.

Bir profesör hanımefendi vardı, abartmıyorum bence seksen doksan yaş arası, baya biletini almış gelmiş. Üşenen insanlara diyecek lafım yok vallahi bir cümle kurum harfleri ziyan etmem.

Işıklar güzeldi bu arada, DT eli değmiş belli, oyunlarda ışık seçimi zamanlaması rengi çok çok önemli, özellikle loş olması yavaş yavaş açılması kapanması, lokal ışıklar çok çok değiştiriyor ortamın rengini, konforunu, seyir zevkini.

Elçin oyunun yazarı ve yapımcısı, sektörde değer verdiğim insanlardan biridir, kendime benzetiyorum onu, her şeye koştur, emek et, tiyatro için, ne kadar güzel, erkekler için bile zor, o bir kadın olarak maşallahı var, becerikli ötesi valla her yerde organizasyonda! Kalemindeki derinlik hoşuma gitti, tam duyguyu alıyor şak diye yapıştırıyor, genelde yabancı yazarlarda olur bu, sert duruş söylem. Bir oyununu daha okuma fırsatı verdi bana henüz sahnelenmedi, o da öyle mesela, çatır çatır yapıştırıyor suratına insanın, kelimeleri hançer yapmış ciğer kalmamış bizde! bu kızın haberi yok! Biri haber vermeli yahu.. şaka bir yana, gayet iyi kalemi, gelecek de rejilerse oyunlarını, ben yazarların rejilemelerinin çok iyi olduğunda klasikler arasına bile girebileceğini düşünen biri olarak neden olmasın ??!! CKM’deydi oyun A salonunda, benim tek kişilik gösteriler oluyordu, bilet kontrolü yaptım bende destek oldum, işin ucundan tuttum, bayılyorum arkadaş seyirci ile iletişime, iki kişi bastı gidiyor, salona giriyor, hafif gülerek ‘ pardon yardımcı olsaydım dilerseniz ‘ dedim, sert sert baktılar, anlamadılar sanırım, sonra anladım ki ne yaptığımı anlamamışlar, e kardeşim bu kadar yakışıklı bir adam kapıda bilet kesiyor.. e haklılar yani! Neyse narşizmin doruklarından iniyorum hemen.. güzeldi valla oyun ortamı, seyirci de güzeldi, hele o teyzeyi unutamam.. ‘ Dizi Teyzeleri’ diyorum ben onlara, dizi izlerken yorum yapılma alışkanlığı olduğu için evde, tiyatroda da alışkanlık gereği ağızdan kaçıyor, bir sahnede seyircilerden bir teyzem ‘heh şimdi görüceksin sen gününü’ demez mi ! ben koptum valla napim, o kadar kapılmış ki oyuna istemeden sesli düşünüyor, harika ya.. doğallık kadar güzeli var mı ?

Emeği geçen herkesin emeğine, eline koluna ayağına beynine kalbine her bir yerine sağlık..

15.03.2017 Çarşamba, 03:24