Sessizliğin İçinden

 

Güzel oyundu. Kurularak aldım oyuna bilet tamam, Cem Zeynel’i izlemek için ama yani annem de beğendi. Hatta ben kim olduğunu söylemedim -ki oyunda zaten belli ediyormuş kendini- annem de çok beğendi kendisini, sen bir de onu komedi oynarken gör dedim! Bu sefer olumlulardan bahsederek başladım bu bir gelişmedir benim için kayıtlara geçsin lütfen! Dekor oldukça başarılıydı, geçişler biraz fazla ama olsun yine de dekor güzeldi, geçişler sırasında kullanılan ödenekli tiyatrolar bir hastalık haline geldiğini düşündüğüm slayt geçişleri, sinema sevdası devam etti ya neyse..

Canlı müzik olur bence bu oyuna, geçişler sırasında güzel de olur, daha da renk katar.

Sağır ve konuşamayanların –ki onlara dilsiz denmiyor- hikayesini, aşk hikayesini anlatıyor oyun, güzel de anlatıyor, kadın da adam da bence iyi oynamışlar Aşk’ı, şahsen bana geçti durum, geçişlerden dolayı kostüm değişimi azdı o biraz göze battı gibi, birkaç manasız lokal ışıkta dert anlatma durumu da zorlama olmuş ama oyun güzeldi. Müzik yoktu diyebilirim, oyunun akılda, ağızlarda kalacak bir şarkısı bile yoktu hatta.

 

Oyunun geç başlaması da DT de alışkanlık haline gelmiş sanırım, kaçtır 10 15 dakika geç başlatıyorlar oyunları çok enteresan. ŞT de şu duruma alıştık anonsu unutuyorlar mesela, önce 10 dakika kaldı, 3 dakika sonra oyunumuz başlıyor! Eğlenceli ya..

 

Bazen düşünüyorum arkanda Devlet var yahu! Düşünebiliyor musun ? sahne var, kostüm var, ışık var, oyun var, oyuncu var, yazar, yönetmen var, her şey ya! Bir tiyatro için gereken her şey var! şarküteri hikayesi geliyor aklıma uygun zamanda anlatırım.. haklarını yemeyeyim ama hiç olmaması gereken her şey de maalesef var! ben memnunum kesinlikle kapatılmasınlar, iyi kötü öyle böyle şöyle falan filan Yaşasın Tiyatro ! Yaşasın Sanat !

 

Bu arada Cem’in aşık olduğu Ebru Aytürk Evren konuşamayan bir insanı oynadığı için, Cem hem kendi repliklerini hem de onun repliklerini söyledi, söylerken işaret dili ile de konuştular, ve bu tüm oyun böyle sürdü, geçen senelerde aday oldu ödüllere alamadı bu sefer rakip var mı bilmiyorum! İzlemeye devam ediyorum bakalım rekabet var mı.

 

İşaret dili ile ilgili birkaç şey öğrendim, güzel be oyun ne bilim sevdim ben, mesela duygu sömürüsü yoktu hiç, sağır insanlara karşı sömürü yoluyla aşağılama, itibarsızlaştırma vb. hiçbir durum yoktu, kararında güzel anlatılmış, yönetilmiş. Ekibi de sevdim, hiç göze batan kimse yoktu, bir hanımefendi sadece biraz önemsemiyor gibiydi, sürekli repliklerde takılma falan neyse nazar boncuğu oldu o da..

 

Oyuna bilet alıp gelmeyenlerin ben ta! biletlerini alayım yahu, bilet alınamıyor ama salonun %30u boştu yahu şaka gibi! Ödenekli tiyatroların bilet satışı ile değil doluluk oranı ile hesap etmeyi öğrenmeleri gerekiyor artık, ben defalarca önerdim ama yanlış insanlara önermişim onu da fark ettim.

 

Mutfak tezgahı olarak ilk kez öyle bir şey gördüm, saçma geldi. ” Kek yaparken blender’ın ucu olmaması sadece ses çıkarması ve plak konduğunda dönmeden şarkının çalması “ bu milleti salak yerine koymayın yahu, şarap vişne, bira dolaptan açık çıkıyor içinde su var tamam hepsini anladık, yedirdik, hazmettik de, kek ve plak olmadı be valla olmadı..

Kötü bir şey söyleyeceğim diye strese giriyorum iyi mi! Ne yapayım damarım tutuyor dayanamıyorum. Selama çıkarken en sonda baş rollerin birlikte çıkması da çok saçma yahu, başrol kim belli zaten oyunda!

 

Gişe de Profesyonel’e tam bilet soracağım, önümde duran kız sordu, görevlinin cevabı efsane; “ üzgünüz biz daha hiç biletini satamadık! Hepsi internetten 10 dakika içerisinde bitiyor. ” sesli güldüm iyi mi gururla! Helal olsun dedim! Yarın bilet alsam da almasam da Cevahir de oynadığında gidiyorum, artık yapacak bir şey yok ok yaydan çıktı !

 

Maçlarda alıştım da bu Tiyatro ya kız arkadaşı erkek arkadaşı eşi sevgilisi neyse ya birlikte gelmek nedir arkadaşlar ? hadi geldiniz, sarılmak öpmek koklamak nedir ya ? olan yok olmayan var, maşallah demek zorunda mıyım dakika başı ya, ben de kendime “zamanındakilere say koçum kıymet bileydin yalnız olmayaydın” eskiden bunu diyemezdim duygusallığımdan ama artık duygusallığımı kaybetmişim baksana şu rahatlığa, kendime racon kesmeler falan.

Bir dakika ya, yalnız gelen onlarca kız, erkek vardı, o da hoşuma gitti ne güzel ya dedim, ben hiçbir sosyal etkinliğe yalnız gidemiyorum, çok enteresan belki ama maçlara gidiyorum, o da zaten kiminle konuşsam 50 yıllık akrabam gibi olduğu için sorun olmuyor.

 

Oyun 2 saat sürdü, yolda tam 5 saat harcadık! Açlıktan başım çatladı yahu, yoldan yine her zamanki gibi aptallığım tuttu bir şey alıp yemedim annemin ısrarına rağmen. Bu ay 2 maç, 4 oyun var, 1 tane de benim sahnede olduğum oyun, tez için görüşmeler falan filan derken yoğun bir ay olacak.

 

Yılbaşında ne yapsam acaba, ilk kez bir doğum günümde yalnızdım, bir tane bile hediye almadım, ilk kez bir yılbaşına yalnız giriyorum kesin h bile olmaz, yalnızlıkla ilgili bir yazı yazmam lazım sanırım, enteresan geliyor telefon çalmaması, wassap, face msjı olmaması ne bilim garip, eskiyi hatırlayıp bazen duygulanıyordum o da azaldı iyi mi.. bazen varmışsın gibi konuşuyorum seninle o yeni başladı bak çok süper oluyor bir de kokun olsa var ya ooyy ooyy!! neyse hadi toparlayalım..

 

Sessizliğin içinden gelen bence ortalama üstü bir oyundur “Sessizliğin İçinden”, gidilesi izlenesi bir oyun ben izledim oradan biliyorum...

05.12.2016 Pazartesi, 00:10