Saadet Hanım

 

Şansa gelen biletler her zaman beni heyecanlandırmıştır eski sağlam bir Başak erkeği olarak, e tabi şimdilerde otuz yaşı devirdim yükselenim teraziye geçtim, belirtiler o yönde, eski kızgın sirke duruldu..

 

Kaçırır mıyım tamam dedim tabi ki, Müsahipzade Celal Sahnesinde "Saadet Hanım" ! ne zaman gitsem o sahneye hep bir heyecan duyuyorum, sanatla, tiyatro ile ilk tanıştığım yer, ilk aşk gibi denebilir aslında. 6 yaşında yetişkin oyunlarına giderdim annemle, babamla, arkadaşlarıyla cümbür cemaat, evimiz 5 dakika yürüme mesafesindeydi sahneye, güvenlik görevlileri beni almak istemezlerdi oyuna, o konuşmalar hep bir fotoğraf karesi gibi gözümün önünden gitmez, Babam “ yahu bu çocuk geçen haftada oyuna geldi, ağladı mı ? sorun çıkardı mı ? ee o zaman bu haftanın özelliği nedir? “ diye sorardı, güvenlik ikna olurdu bir şekilde hep izlerdim, ne oyunlardı ama.. ef sa ne ! Lüküs Hayat ! koltuğun ta tepesine çıkardım selam verirken oyuncuları görebilmek için ! herkes ayakta gözükmüyor ki bir şey !

 

Ne günlerdi ! Darülbedayi ‘nin en şaşalı günleriydi bence! Biletler 8 8, 10 10 alınır, şimdiki gibi alıp da gitmemek peah! Nerde!! Ben şunu net hatırlıyorum; gelemeyen olursa en kötü gişenin orada fazla bilet sahibi bekler, bileti olmayan kişilerle resmen randevulaşır gibi, kurmuş gibi orada buluşur, onlara bileti üzerinde yazan tutarla devrederlerdi. Boş koltuk ayıptı ! ama oyunlarda oyundu! Şimdi ki gibi değil, o zamanlar nerdeee… neyse var olsunlar yine de..

 

Oyuna gelelim artık.. hepsinin emeğine sağlık tüm ekibin, sahne arkası ve sahnede herkesin.. Özel tiyatro havasında bir oyun olmuş, sonda söyleyeceğimi her zaman başta söylemek benim tarzım oldu artık. Oyunun dekoru olaydı iyiydi demeden geçemedim.. hikaye bankada geçiyor tamam ama yani bankalarda olan tüm numaratör vs aynısının konulması biraz garip olmamış mı ? kendimizi gerçekten bankada hissetmemiz için illa gerçek malzemeler mi kullanılmalı? nerede kaldı Tiyatro ?

 

Hiç anlamı olmayan replikler, hiç anlamı olmayan karakterler, hiç anlamı olmayan rejiler görmeye başladım ödenekli tiyatrolar olan DT ve ŞT’de, geçmişten bu yana oyun yöneten yönetmenlerin oyunlarına talebin az olması, Tiyatro veriminin onların oyunlarında üst düzey olması, seyircinin tiyatroda oyun seçimini sorgulamaya itiyor beni, anlamaya çalışıyorum. Sağlam bir oyun metnini skeç tarzında sulu zırtlak oyun yapılıp sahneye konuluyor, herkes ayakta alkışlıyor, enteresan geliyor bana. Devir değişti diyenlere sesli gülerim valla dayanamam.

 

Sahnenin yarısında seyircinin arkasından megafonla baya uzun bir süre oyunun gitmesi, baya uzun bir süre anlamsız rahatsız olmamıza sebebiyet verdi diyebilirim. Nilgün Kasapbaşoğlu ve  Arda Alpkıray başarılı oyuncular olduklarını gösterdiler sanırım bir kez daha, tecrübe tiyatroda kendini çok belli ediyor. Final güzel düşünülmüş ama en sonda perdenin önünde sözünü söyle son söz da ! sonra kıs ışığı bitir yıkılsın salon! Yok arkadaş illa devam da devam, finale kıyamıyoruz! Bu 2 oyuncu olmasa yazıyı da yazmayacaktım, ki şuan da fazla derin eleştirmek istemiyorum ama aklıma geldikçe de geliyor yahu ! Oyundaki müzikler, haller, hareketler ışık vs. oooyy ooyyy..

 

Konu olarak hep birbirimizi sevmeliyiz gibi 2, 3 siyasi görüş hedef alınarak topluma hadi birlik olalım çağrısı, ne bilim artık bu da klasik oldu, birbirimizle yaşamayı öğrenmemiz lazım, cevap, yooo öğrenmemize gerek yok zaten yaşıyoruz, sonuç, 0. Sağlam, dikkatli bir derinlik gerekiyor, hem metinde hem de rejide, ikisi de olmayınca kamu spotu oluyor..

 

Haftasonu Cem Zeynel Kılıç’ı izlemek için Sessizliğin İçinden adlı oyununa bilet aldım, birkaç oyuncu arkadaş da oynuyor bakalım nasıl bir oyun, he bu arada Profesyonel yeniden başladı oynamaya, geçen sefer kaçırdım ama bu ay ortası onu da hallediyorum kısmetse! Bu ay çok oyuna vurdum kendimi ne yapayım seviyorum, kötüsü de güzel bence, en kötüsünü bile seviyorum ya, sahne candır, tiyatro aşktır, sanat her şeydir…

 

Yaşasın Sanat ! Yaşasın Tiyatro !

01.12.2016 Perşembe, 01:42