Profesyonel

Profesyonel = Işıl Kasapoğlu + Bülent Emin Yarar

Işıl Kasapoğlu diye yazılır Rejisör diye, Bülent Emin Yarar diye yazılır Oyuncu diye okunur!

Beğenmedim, Aşık oldum! Harika ötesi tiyatro oyunu..

Dönüş yolunda hangi cümle ile başlasam dedim yazıma ve yemin ediyorum sanki aşık olduğum uğruna geberdiğim kadın doyasıya sevişmek için beni bekliyormuşcasına koşarak geldim bilgisayarıma, bilgisayarımın hisleri olsa gözünden yaş gelirdi, hislerinin yanında gözü de olması lazım dediniz ve kazandınız tamam.. sonra düşündüm düşündüm ayrım yapamadım başlıklar arasında, hepsini yazdım!

Aylardır bilet kovalıyorum, koltuktan izleyeyim diye, yoksa bir şekilde izliyorum oyunu, merdivenlerde oturarak, ayakta falan sorun olmuyor, salon bizim evimiz da.. girişimci kasları gelişince insanın bir şekilde istediğini elde etme çalışmaları geliştiriyor adil ve yasal yollardan tabi ki.. falan filan neyse..  bugün ayarladım gibi düşündüm bileti ama olmadı. Neyse dedim başka bahara, kızdım tweet attım DT ye! Yönetmenim sesimi duydu, sebebim oldu, git dedi bir telefon numarası verdi. Duş aldım yemek yedim, otuz beş km yol gittim! şaka değil, anadoluda neredeyse il değiştiriyorsun, üşenir miyim hiç, Elçin'in oyunda o değerli profesör hocamı gördükten, konuştuktan sonra özellikle.. aradım ama onun da çok yapacak bir şeyi yoktu, yardımcı olmasına gerek kalmadan kapının önünde beş biletten biri fazla deyip geri verdi mi seyircilerden Zeynep Hanım! Bileti alınca gördüm adını.. Görevliye bir atlayışım var sözle, böyle bir şey yok, ‘pardon ben alabilir miyim onu’ dedim, şöyle bir baktı bana ‘Gel‘ dedi! Bileti aldım arkamdakiler bağırıyor 'ooo hayırlı olsun' 'biz uyuduk adam kaptı' 'helal olsun' falan diye, lise zamanı maç bileti yokluğu gibi yahu ama eğlenceliydi, onlarda izledi sonuçta oyunu dışarıda kalmadılar, neyse en arka ama olsun balkon gibi izledim valla! Ödeyebilirim dedim sonra yanlarına gittim sonuçta biletler seri olduğu için, 'sorun değil' dediler peki dedim.. Bulayım bugün onları da başka bir etkinliklere çift kişilik bilet hediye edeyim eşi ile birlikte, rövanşı alayım.. orada da çok teşekkür ettim şimdi de minnettarım çok teşekkürler Zeynep Sinan çifti! Bu arada nasıl bilet alınacağını da öğrettiler, bir sonraki ay beş tane alacağım! Yaşasın Tiyatro! ve 'Profesyonel'

Bu yazı uzun olacak fark ettiğiniz üzere daha konuya giremedim bile.. ün yapmış oyunlara karşı hep çekinceliyimdir, acaba popülaritesinden dolayı mı beğeneceğim diye ? neyse ki oyunda bazı noktaları geliştirilebilir buldum, fark edebiliyorum oh dedim, objektif olduğuma inandım, bu çok önemliydi benim için, farkındalık ve objektif olmak.

Kostümler gayet yerindeydi, DT kalitesinde, ayakkabılar yepyeni değildi, dedim ki bu sefer olmuş, adam yağmurlu hava da dışarıdan geliyor olması gereken neyse oydu yani. Dekor şirin ve tam hikayeye aitti, ışıklar, ses, dekor, kostüm, hepsi oyunculuğu ön plana çıkarmak için adeta çanak tutuyordu, olması gerekendi bence ve işte tam bu noktada rejisör var bu oyunda dedim! Gümbür gümbür aktı gitti koştu oyun, hiç sıkıcı değildi, bence olmaması gereken iki karakter vardı, baş roller dışında kalan karakterlerden bahsediyorum, metni okuyacağım yarın, yazar nasıl yazmış ona bakmam lazım, rejide mi değişti emin olmak için. İlk kez Işıl Kasapoğlu oyunu izledim, izlemeliymişim daha önce dedim kendi kendime. Oyunun adı gibi kendisi.

Bülent Emin Yarar; ben Haluk Hoca Pencere, Cem abi Alevli Günler, Süheyl abi Marko Paşa diye düşünürken yapacak bir şey yok ne hissediyorsam o, ben böyle bir performans izlemedim, bir sonraki izlediğim de nasıl olacak düşünüyorum şuan.. performanstan öteydi yahu, evirdi çevirdi oyunu falan.. Yetkin abi tamam yakışıklı uzun kadife sesli şık oyuncu da, tamam, ama, Bülent Emin Yarar diyorum yahu.. Selam’a da en son bence o çıkmalı, bu birlikte çıkma durumuna acayip sinir oluyorum, başrol paylaşılmaz, birinci insan iki tane olmaz. Çok iyi oynadı be! valla bak! Tanışmak nasip olursa bir sarılmak lazım önce bir şeyler bulaşsın ne bilim! Yalnız o silah niye patlamadı onu anlamadım, belki o söze tepkiydi ama bilemedim, öğrenirim gelecekte..

Yetkin abi çok anlatıyor oyunu, özellikle oyunun sonunda sanki anlatıcı rolünü bıraksa daha iyi olur gibi, oyun tutunca, popüler olunca seyirci ile fazla samimi olma durumu da oluyor sanırım, son sahne de kağıdı takamadı daktiloya, olur onda bir sorun yok, aksilik, ama dönüp ‘ bu takılı’ demesi seyirciye biraz aptal yerine koymak oldu, yakışmadı bence, takamadığını izledik zaten, kaç kere denedi, lafa devam edemedi oradan da anladık, bırak kağıdı, devam et, sahne daha önemli bizim için, ekstra bir metin yazıp söylemene gerek yok ki, oyunun adı biraz bunu gerektirmiyor mu, sekiz bininci oyunu da oynasan deme be abi, bilmiyorum ben o kadar başarılı bir projede olsam benim başıma ne gelirdi, ne yapardım ama, kendimi biraz tanıyorsam, beni biraz tanıyorsa insanlar, yapmazdım herhalde.. oyun neyse o olmalı, her gün değişiyor seyirci ama hepsi ilk kez izliyorlar..

Son sahnede yazdığı sözler aynı değildi, böyle anlatmak zorundayım çünkü detay verirsem oyunu hiç etmiş olacağım izlemeyenler için.. orada bir sıkıntı oldu sanırım baştaki ile sondaki laflar aynı olamadı, ince bir detay belki ama işimiz bu..

Karakterlerden ikisi olmasa da olur hatta bence daha güzel olur, bu oyunu yönetmeyi ve yönettiğim de değil sonrasında oynamayı kafaya koydum başka bir rejisörle.. Alevli Günleri de öyle kafaya koydum aldım metni okudum duruyor, şuan sahneleniyor beklemedeyim, Irmak’a da söyledim bir gün oyunu bir yerlerde oynanırken görürsen kim yaptı acaba diye düşünme direk beni ara dedim. Profesyonel ise önem sırası bırakmadı arkadaş direk tepe de.. rejileri kopyalamamak lazım bu arada, kolay gibi gözükür bu tarz beğenilen oyunlar ama her bir sahnesinde tecrübe kokuyordu yahu oyun !

Oyundan bir şey de söyleyemiyorum ki, beğendim, güzel, övmem lazım sahneleri anlatmadan ama, kilitlendim iyi mi.. aklımda kalan çok cümle oldu ama hangisi birinci diye düşünüyorum, ‘sen başkası için taksici olabilirsin ama benim için babamsın’ budur.. daha çok var ama bu ön sırada..

Çatır çatır oyun, şöyle bir düşünüyorum da tak tak tak anlattı bitti gitti, iki saat haaa bu arada, zaman nasıl geçti anlamadım, şunu fark ettim ki ben oyunlara gittiğim de, eğer bir oyun zaman kavramımı şaşırtıyorsa o oyundan fazla etkilenmişim demektir, bu oyunda da öyle oldu eve geldim on iki olmuş saat, gündüz gibi hissettim iyi mi..

Yalnız izledim bu arada oyunu, hiç bana göre değil, çıkışta konuşamadım kimseyle, gelene kadar izledim bir daha oyunu sahne sahne, LP eşlik etti tabi Other People ile.

Broadway kıvamında bir oyun aslına bakarsanız, yani oyunculuklar diğer tüm detaylar ile tam bir dünya oyunu, her yerde oynanmalı bence bu oyun, hatta ve hatta dil bilmeyenlerde alt yazı ile oynanmalı böyle bir değere sahibiz yahu biz, ama kıymet bilmiyoruz nasıl mı ? oyun kapalı gişe değil mi ? aylarca bilet alamıyoruz ya, peki bir ayda oynadığı seyirci sayısına tek bir salonda bir oyunda ulaşabilir desem ne dersiniz ? neredeyse yirmi milyonluk bir şehri bırakın, ülke nüfusuna sahip İstanbul'da, bu oyun iki yüz kişilik salonda oynuyor bilemedin üç yüz de tamam, g*t kadar salon bu oyun için! (normalde göt yazardım ama halk dili kullanılmasına alışkın değil bizim sektör küfür gibi geliyor sanki okuyanlara, hepsi normal hayatında göt’e anüs makat popo falan diyor ya, böyle tatlı sansürler var beyaz sansürler kullanılıyor yazılarda, oysaki ben neyse onu söylemek istiyorum, göt kadar işte salon, neyse demedim bende yıldız koydum gönülleri olsun ) başındaki yöneticiler kurumun acaba kapalı gişe serüvenini mi oturtmak istiyorlar, yani öyleyse darülbedayi’de zaten daha büyük salonlarda aylarca kapalı gişe gidenler var, neden iki yüz kişilik salona hapsediliyor arkadaş bu oyun! Yazılı dilekçe vereceğim Devlet Tiyatrosuna ve kanunen bilgi edinme hakkım gereği neden diyeceğim, neden daha fazla insan izleyemiyor bu oyunu ve Bülent Emin Yarar’ı.. biraz takıntılıyım kabul ediyorum ben, ama adam da oyuncu yani, çok oyun izliyorum kimse kusura bakmasın adam oyuncu. Başka ülkelerde olsa gibi cümlelerle başlamak istemiyorum ama bu oyun dış borcu öder! Bak şaka yapmıyorum! Ben işimle ilgili şaka sululuk yapmam, bu oyun milli miras sayılacak oyunlardandır birkaç tane oyun için bu kadar uzun yazarım söylerim, bu oyun milli ihracat yapacağımız bir maddi değerdir bu kadar açık ve net!  Dört yıl işletme, iki yıl sürdürülebilirlik ve kalite yüksek lisansım, sektör tecrübem toplam olarak bunu söyletiyor. Tony ödüllerine neden aday değil mesela bu oyun ? başvuruldu mu haberleri var mı? ya da benzeri ödüllere mesela.. bırak bizim ödül törenlerini, kimi nasıl aday gösterdiklerini, kime ne verdiklerini, kimin kime ne verdiğini, herkes herkesi biliyor zaten, iyisini de kötüsünü de, konu bu değil, konu bu oyun bir değer, ortada bir değer yaratılmış, ben mesela yirmisene hiç para kazanmayayım ama ölmeden bu oyunda olayım, oynayayım benim için hayatın gayesi budur, amacı budur, bence bu oyun tiyatronun gelinebileceği önemli noktalardan biri, bir kere çoğu ülkedeki oyunlardan çok çok daha iyi, nereden biliyorum derseniz, ben sosyal medyada onu bunu kovalamıyorum, boş boş vakit harcamıyorum maalesef, onun yerine okuyorum, izliyorum takip ediyorum konuşuyorum iletişim kuruyorum sektördekilerle !

Benim hiç alakam yok DT ile, olmadı da, ne bir çıkarım var, ne de yakın olayım çabam, aksine bugün kına fotosu gönderdim bilet alamıyorum alın yakın diye, ama bu durum ağrıma gidiyor, yani Tiyatro bu işte, kıymetini bil işte da olmaz mı ? geçen kültür ödülleri vardı mesela ben Bülent Emin Yarar’ı da Işıl Kasapoğlunu’da göremedim orada, her ne kadar bu oyun üzerinden konuşsam da, bu oyun gibi birkaç oyun daha var hak yemek istemem, bu oyun yalnız değil, sadece şuan oyunu izleyip yazdığım için ister istemez duygularım bu oyuna kaçıyor.

Asistan Tuğçe ‘yi kıskandım yalnız, hiç tanımıyorum fotoğrafını bile görmedim ama keşke herkesi ben asiste etseydim, bol bol doyardım bu oyuna, öğrenirdim her bir yerini.. seyircilerden bazıları kaçıncı kez izliyorsa artık, laflar daha gelmeden söylüyorlardı vallahi, düşünün yani kombine almış her maça gelen tarafta gibi olmuşlar..

Bana yarın öbür gün ‘abi Hamilton’ı izledim New York’da ‘ diyen biri olursa Profesyonel’i izledin mi derim mesela, hayır derse ‘sen git o zaman Hamiton’ı o ülke vatandaşlarına anlat’ derim! Üslubum da aynen böyle olur, yazı dili kadar sert! Ben bugün bizim Tiyatromuza inandım yahu, kalite çıtam yükseldi, morallendim valla, tamam diğer oyunlarda moral kaynağı ama bugün ben sanki böyle bir boyuta girdim çıktım, zaman dilimine.. kayda alınıp ölümsüzleştirilmeli bu oyunculuklar reji.. kesin..

Bu arada oyunu izlerken "Başkalarının Hayatı" (Das Leben der Anderen) filmi geldi aklıma, şimdi tarihlerine baktım yazar 1990’da yazmış oyunu, film ise 2006’da, oyunu sevenler bu filmi de izlemeli diye düşünüyorum, yani biraz uyarlama gibi geldi oyundan ama karar sizin, her zaman olduğu gibi seyircinin.

Oyun sonunda klasik ben yine yıktım salonu, ıslıklar falan filan, bak kan çekiyor işte, ben basıyorum ıslığı Bülent Emin Yarar kim bu manyak diye bakıyor yukarı, hislerim kuvvetlidiirrr, oyun sonrası gidip anı fotoğrafımız olsun istedim ama kapının önüne bir çıktım ki anam anam sıra var! yok dedim gidiyorum ben, bir gün bir yerde karşılaşırız rövanşı alırım dedim.

Hiç kıskanmadım mesela o dikkatimi çekti kendimde, kendimi de sorguluyorum bu arada, nasıl bakıyorum başarılı oyunlara, ödenekli tiyatroda başarılı olanlara ya da özelde başarılı olanlara, objektif miyim, performansım nedir diye, bir gurur var içimde anlatamam sanki oyun benim prodüksiyonum yahu, milliyetçilik bu olsa gerek!

Oyunun orijinal metnini buldum bu arada..

‘Luka aynı sen izlemen lazım’ demişti sebebini sormadım oyun hakkında bilgi almamak için, broşür dahi okumuyorum konusunu vb. sadece afişe bakıyorum, yazan yöneten oynayanlar.. nesi benziyor demek isterdim ya da nesi benzemiyor da diyebilirdim, e insan merak ediyor neydi cevap diye.. İnsan benim bu arada, ‘ben’ diyemediğin zaman kaçış noktası, aynı bu cümleyi üçüncü kişi ağzından yazmak gibi.

Uzadı yazı değil mi ? ben başta söyledim ama kendimi tanıyorum, susmam dedim kendi kendime, kaç tane oyun izliyorum ki bu kadar etkilendiğim, ne olacak yazar şımarıklığım olsa biraz olmaz mı? Sonuçta zorla okumuyorsun bu yazıyı, hoş kim okuyor onu da merak ediyorum. yaz yaz yaz dedin yazıyorum işte!

Vasiyet etmek istiyorum, çok yaşamayacağımı biliyorum bu dünyada, öldüğümde ;

‘Beni bir Tiyatro oyununun içine  gömün! ‘

fark etmez hangisi olduğu, yeter ki Tiyatro olsun..

Bugün maç var, cuma da başka bir oyun, izlemeye devam da, bir arada ben oynasam mesela hiç fena olmaz artık yahu, özledim valla. düşünsene Yetkin Abi'nin yerine ben oynuyormuşum, Bülent Abiyi yakında izleme fırsatı bırak benim oyunculuğu, şakası hayali bile güzel be.. son dakika o oynasa bile yerime yine güzel olurdu valla..

Düşünüp düşünüp yazıyorum şuan, bitmesin istiyorum bu yazı ‘biraz profesyonel ol’ mam lazım ya.. bitiriyorum o halde tamam. Bülent Baba diyor ki bir sahnede, fark edemezsiniz o yüzden sorun yok söylemem de, o kalın harbi sesiyle

‘ Yaşasın Tiyatro ’

ben çıkıntılık yaparaktan ufak naçizane bir değişiklik ile ‘Yaşayacak Tiyatro’ diyeyim..

 

16.03.2017 Perşembe, 03:00