Profesyonel (3.izleyiş)

Hava 25 dereceydi, düşündüğüm son dakika biletler açığa alındı tabi bakıyorum arada ne durumda diye satışlar, sonra hemen onlarda tüketildi. Oyuna hakim olunca artık diğer detaylara odaklanmaya başladığımı fark ettim. Mesela teknik olarak hiç hata olmadı kaçtır izliyorum, telefon çalışından tutunda, kapı açıldığında sesin yükselip azalmasına kadar, bu arada Yetkin Dikinciler ’in ben baya hakkını yemişim, en arkadan izleyince idrak sorunu olmuş bende, en önden iki kere izleyince farkına vardım.. çok güzel oyun ben ne yapayım ki..

Çıkışta ne oldu ? biraz fazla vakit harcamışız sohbet muhabbet oyunculardan biri çıktı, eyvah dedim o da gelecek hadi gidelim, çıkış kapısından bir çıktım geriye baktım ki BEY geliyor, e tabi boynuna atlayıp sarılacak halim yok, elini sıkıp tebrik edecek halim de yoktu, daha dedim nasılsa çok görüşeceğiz oyunlarda böyle olur mu dedim yahu.. ayrıca bir insanı sevmek için illa onunla konuşmak, dokunmak gerekmez ki ya, seviyorsan seviyorsundur, öyle zırt pırt seni seviyorum deyip sonra iş sorumluluk almaya, yürütmeye geldiğinde kaçan insanlar gibi olmak daha mı iyi, e değil, yüz km yol aldım iki günde toplamda sekiz saatim yollarda geçti, benim sevgi anlayışım biraz farklı kabul ediyorum. Değil mi?

‘Ben Tiyatrocuyum’ diyen insanların izlemesi gereken, izleyip öğrenmesi gereken bir oyun, ders olup okutulabilir, bu sözleri oyuna ya da oyunculara karşı aşırı sevgimden dolayı yazmıyorum, sempatimden de değil, işte yazıyorum gerçekleri, yönetmenlik, oyunculuklar, teknik ekip, dekor, ışık, kostüm. İnsanın hayata bakışı ve kabullenişi ile ilgili sanırım her şey, ne olduğunu bilecek insan, Haluk Hoca’nın söylediği gibi hiçbir şeyini bilmiyorsa haddini bilmeli insan. BEY işte böyle bir insan, röportajlarını izliyorum ara ara, araştırıyorum böyle bir tiyatro insanı nasıl olur, ne yapar, ne yer, ne içer, öğrenmek için şüphesiz, ‘Yaşayan Başarı’ sonuçta, o kadar efendi bir insan ki inanamadım, zaten lütfedip bana atılan videoda yer alması ne kadar büyük biri olduğunu gösteriyor, koca yürekli ve insan.

Özlüyorum tabi artık oynamazlar sonuçta Mayıs geldi, malum kurum kuralları falan filan ona da ayrıca üzülüyorum dünya da tarih yazacak bir oyun ama neden bu kadar az oynanır, neyse bu benim dilekçenin konusu bu konuda celallenmeyeyim yazı başka bir yere gider, biraz Profesyonel olayım yahu!

On ara alkış geldi, tamam kabul ediyorum açılışı ben zorla da olsa yaptırmış olabilirim ama bir yerden başlamak lazım, heeee şunu da söyleyeyim Devlet Tiyatrosunun kendine ayırdığı protokole dağıttığı biletlerde, şortla bacak bacak üstüne atmış rezalet görüntüler vardı, insanın sanatçıya, sanata saygısı olmalı aranızda bir metre yok, tiyatro adabı vardı eskiden, Asi’ye bakayım dedim dönüşte, uyumuş, ne Engin dedi ki, ‘sen yine kravat falan oyundan geliyorsun’ dedi, kimse kusura bakmasın biraz adap edep ahlak saygı! Salonun yanında, yani üniversitenin yanında, alışveriş merkezi var orada bir fotoğraf sergisi varmış gittim beklerken gezdim, ne fotoğraflar inanamazsınız, harikaydı! Bir çok bilgi vardı içerisinde alış veriş merkezinde yürürken adamın biri bir mağaza sordu, bende burada oturmadığımı bilmediğimi, ilk kez geldiğimi söyledim, adam tarihe geçecek bir cevap verdi, kravatı görünce çalışan sandım dedi, bende boş durur muyum sizce, bu zamanda haklısınız dedim insanların kravat taktığını görmek zor e haklısınız dedim, kinayeli tabi ki adamı övecek halim yok, her kravat takan çalışan mı olur, hadi oldu, hangi çalışanda bende olan uzun sakal, saç var.. boşboğaz işte, kıvırmacasyon.

Ben bu oyunu yazmaktan sıkıldım sanırım sürekli oynansın istemekteyim, ikinci izlediğim de beni buraya gömün dedim, öndeki teyzemin bana bir bakışı var, unutulmaz ya! Bu kadar mı güzel oyun der gibiydi.

Hiç öyle yaşasın tiyatro falan demeyeceğim bal gibi yaşıyor tiyatro mükemmel yaşıyor hem de.. o kadar mutluyum ki, bana hiçbir psikolog, ruh doktoru falan bu kadar etki edemez bence de edemeyecek.

( Didaskali ! )

30.04.2017 Pazar, 13:27