Pencere

 

Bugün enteresan bir gündü, yorgun olmama rağmen uykum var ama uyumak istemiyorum, yarın sabah yazarım diye düşündüm en son, ama sabah sendromlarımı aşamıyorum bu ara, kendime gelmem uyandıktan sonra birkaç saat oluyor derken işler güçler yazı kalıyor, sonuç olarak oturdum yazıyorum işte.

 

TV programı için toplantı, sonra prova, sonra Oyun Atölyesinde oyun, sonra Haluk Hoca ile tezim için görüşme program buydu bugün, enteresandı, belki de normal buydu artık hayatımda, ama bana enteresan geldi, enteresan yanlış kalabilir belki, tam olarak ifadesi başka bir kelime ve içine yüklenen anlam da olabilir, bugün yaşadığımı hissettim belki de uzun zaman sonra, yaşanılanlar çok yakın, hayatımdan, kendimden, samimi geldi, ölecek miyim nedir anlamadım yahu, belki de yaşamaya yeni başladım, gelecek gösterecek bakacağızzzz…

 

Uyandım, sendrom geçti falan filan, Asi son derece mutluydu, resmen gülücükler dağıttı bütün öğlen sonra Efe’nin yanına gittiler, duş kahvaltı falan filan attım kendimi dışarı, metro trafiğine kaldım iyi mi! Eskiden çat çat giden metro şimdilerde kapısını kapatamıyor süreler uzadıkça uzuyor, en komiği 4 dakika var yazısı 10 dakika geçtikten sonra bile 4 dakikada! Dakika 1 gol 1, geç kaldım da toplantıya, bir yere geç kalınca psikolojim bozuluyor ! neyse konuştuk bütçeler vs filan falan, arkadaşın daha önce bir cafede tanıştığı bir arkadaşı vardı erkek, sonra aynı arkadaşımın daha önce hizmet aldığı bir kurumda çalışan bir arkadaşı daha bize katıldı bayan, erkek olan arkadaşla aynı liseden çıktık iyi mi! Kız olan arkadaşın iş anıları harikaydı gül gül koptuk, 4 birbirini yeni tanıyan, yeni tanımış insanın sohbeti ancak bu kadar keyifli olabilirdi sanırım, şöyle söyleyeyim en son burnum aktı gülmekten, gözümden yaş geldi, eğlendik, bakalım benim oyuna gelirlerse sahnede anlatacağım dedim sohbeti, baştan söyledim!

 

Sonra prova, ekibin maşallahı var, harikaydı ezberler, mizansen düşünceleri, resmen heyecanlanıyorum provalarda, bu oyun bence iyi çıkacak öyle hislerim, iyi ki doğurmuşum gibi olacak ama iyi ki yazmışım ne diyeyim, hoş inşallah izleyenler de böyle söyler o önemli. Dışarı attık kendimizi önce Starbucks olmadı beğenmedik sonra rakip Nero! Okuduk ettik falan filan oyun saati yaklaştı ben Oyun Atölyesine geçtim Pencere oyunu için..

 

Bugün 4lü sohbette öğrendim Muallak Kader’i, akşamına hesap geldi! Oyundan bir kesit hayatımı anlatıyordu, duygulanmadım değil. Neyse oyundan bahsedeyim. Geçen Sessizliğin İçinden’de belirttiğim plak ve blender örneği burada yaşanmak bir kenara oyun oyundu yahu, Viski Viski, Şarap Şarap, ocakda gaz, çaysa sıcak su ile falan filan, neyse o da, o ! olması gereken yani, bu zamanda olması gereken normal olan durumlar anormal olarak algılanabiliyor.

 

Eskiden ŞT’nin oyunlarına giderken, küçükken yani, düğüne gelir gibi gelirdi insanlar, bugün onu gördüm, gayet şıktı herkes, kendimi davette, oyunun ilk gösteriminde gibi hissettim. Ara ile beraber 130 dakikaydı oyun. Boş tek bir koltuk yoktu varsa da ben görmedim, ŞT, DT gibi bilet yok ama boş koltuk çok durumu yoktu, hoş onların da sağlam oyunlarında boş koltuk olmuyor hak yememek lazım, bu arada Profesyonel’e bilet alamadım ama kafaya koydum izliyorum! İzleyince aynı gün yazacağım yahu meraktayım !

 

Ara alkışlık bir iki yer vardı ama senkronu seyirci tutturamadı oyun akışından dolayı sanırım öyle hissettim. Haluk Bilginer, Esra Bezen Bilgin, Kürşat Demir, 3 kişilik İngiliz David Hare oyunu, şunu söylemeden geçmeyeyim, prova notları bölümü var Oyun Atölyesinin, oyunu izleyeceğim diye oturdum 33 sayfa notları okudum yüksek ihtimalle hepsini okuyan sadece ben olabilirim, inşallah değilimdir orası ayrı, notları yazan, yönetmen asistanı Melih Pamukçu’nun kalemine, emeğine ayrıca sağlık.

 

Oyunu anlatmıyorum Özel Tiyatro sonuçta gidin izleyin yahu!  Kendimi yurt dışında oyun izliyor gibi hissettim bir an, dekor tasarımcısı kadın olması da etkili olabilir, sıcaklık geçiyor sanırım seyirciye, sanki eve kamera konulmuş biz o delikten izliyor gibiydik, eğlendik, gerildik, üzüldük bazı bazı zaman zaman falan falan filan filan.

 

Kadının adam otururken dizinin dibine çöküp “Seni Seviyorum” deyişi o sahne, çoraplar, pijama, üstündeki kıyafet, gözündeki yaşlar, saçları, o duygu efsaneydi ya, adamın bekleyişi, umudu, beklentisi, yaşadığım kısım o sahneydi, anın olumlu bir tarafı yok bu arada o iki SS kelimesine bakmayın. Söylemem! Gidip izleyin da bir şey biliyoruz da izleyin diyorum.

 

Keşke biberleri önce koysaydı..

 

Sonra Haluk Hoca ile tezim için sohbete başladık, o tezimde olmazsa tezimi yazamayacaktım zira okuyunca bence hak verirsiniz diye düşünüyorum, o gün bugünmüş, 1 saate yakın konuştuk, soruları sordum yorum yapmadan, cevapları aldım, kağıda dökeceğim. Bazen cümleleri sırasında sanat sektöründeki geçmişim “flash back” diyorlar ya işte o misal gözümün önüne geldi gitti, bu konuyu da anlatmaaam, tezi okumanız lazım, bazen akrabalarım, arkadaşlarım, sahne alıyorsun görüntü yok mu izleyelim diyorlar, kaldıracaksın o tembel vücudunu geleceksin diyorum izlemeye, tatlı oluyor be laf soktuğumu sanmaları, halbuki ben gerçekleri söylüyorum, Tiyatro Tiyatro’da izlenir! Yalan mı ?

 

Çok değerli bir gündü benim için, değerli cümleler çıktı ağızdan, değerli bir oyun izlendi, oyunu neden eleştirmedim diye düşünebilirsiniz, DT ye ŞT ye salla ama Özel Tiyatro olunca bir şey demiyorum gibi gözükebilir, ben öyle hissettim bir an, sesli düşündüm, net olarak cevabım şudur ki, mevcut şartlarda “Pencere” gibi bir oyun yapılabiliyorsa o oyun izlenir, izlediğiniz de zaten beni anlarsınız diye düşünüyorum. Kıyafet gördüm içinde insan yok cümleleri gibi, imkan gördüm ortada bir şey yok, imkansızlık gördüm harikalar diyarı!  Hoca tezimde diye olumluyum diye düşünecek kadar cahilseniz bence kesin oyuna gidin, hatta tüm yazdığım oyunlara gidin, hatta siz yarın bir oyuna gidin, derim ben.

 

17 yıl olmuş Oyun Atölyesi kurulalı, ne kadar güzel bir onur, görüşmemizin sonunda Haluk Hoca sürdürülebilirlik ile ilgili inanılmaz bir şey söyledi, şuan yazmak isterdim ama tezdeki amacım popülerlik değil, para kazanmak için falan filan hiç değil o yüzden yazmayacağım ama  çok şaşırdım ve duygulandım.

 

Tezimde yer alan Hocalarımla günün anısına bir fotoğraf çektiriyorum, herkes sohbetinde masalarda, mavi ekran verdi benim zihnim Kürşat "ben çekeyim mi?" dedi, valla sevinirim dedim, ama yalan söyledim çünkü direk sevindim mutlu oldum, oyuncu tribi falanı filanı yoktu onun için ayrıca gurur duydum, ne güzel, belki ufak bir şey ama yeterli ışık yoktu flu çekti benim çekik gözlü üreticimin ürettiği telefon, sam amca üretimine sığındık o da tamamen Kürşat ve en son gelen ışığı tutan arkadaşın özverisi, samimiyeti ve ilgisiyle birkaç foto karesi aldık, hepsine tekrar çok teşekkürler, emeklerine sağlık, var olsunlar. Zamana ve Hayata ayrıca teşekkürler bugün gibi günler çok olsa olmaz mı ya :-)

 

Hayata bir de bu “Pencere” den bakın, gidin ve bakın isterim..

06.12.2016 Salı, 02:28