La La Land

 

Beğendim, beğenilmez mi ki o misket ama onluk misket gibi gözler.. aslında bugün dans sahnelerinde dublör kullanıldığını öğrenmem yazının şeklini biraz değiştirdi. Yani oyunculuklar şuan taca çıktı.. ben ‘ne kadar güzel kim bilir ne kadar çalıştılar, provalar falan’ derken, meğer hepsi havaymış, şunu net olarak söyleyebilirim ki, Oscar alacak bir film değil bu, yani dublör olsa da olmasa da değil bence, Oscar alanı izlemedim ama bu film, müzikal tadında, aşk filmi deriz geçeriz, Oscar biraz fazla, bir numara büyük yani. Çünkü konusu sabit bir noktaya odaklanıyor, adam da kadın da fazla yakışıklı, güzel, zarif, tatlılar, yani inandırıcılık zayıf geldi açıkçası, özetle bir numarası yok gibi filmin ama ;

Sondaki kurşun, sanatsal.. aldı vurdu hocam.. kadının ihtirasları için adamı sallamayıp sorun bulması, çıkarması, mutsuz olup mutsuz etmesi, adamın ise kadın başarılı olduğunda onunla yaşayabilmesi, işte bu ikilemi göstermesi yazarın –ki aynı zamanda yönetmeni de- filmi bende baya baya özel kıldı..

Yaşanmışlıkların da şüphesiz etkisi vardır etkilenmem de ama biraz da hayatın gerçeği bu, gözlemledik sonuçta yıllardır. Kadının istediği bir şey varsa onu elde etmek üzere önce kendi zekasını düşürüyor, bunu yapabiliyor, becerebiliyor, ‘aptalı oynamak’ ya da ‘aptalca davranmak’ derler ya hep işte o kısım burası, sonra depresyon ve bunalım içerisinde düşen zeka katsayısı saçma şeyler üretmeye başlıyor, buda ‘sorun’ bölümü, sürekli sorun üretme aşamasına giriliyor ve bir anda sürdürülebilir mutsuz edebiliyor kendini ve karşısındakini, sadece eş, sevgili olarak bakmayın, aileler de girebiliyor bazen bu döngüye, benim çevremdekiler böyle sadece, ya da ben yaşadım sadece gibi bahaneler üretebilirsiniz bu yazıyı okurken, ona benim şuan yapabileceğim bir şey yok, zamanla sanatla iç içe olmanızı dilerim, çözüm uzun vadeli yani.. döngü diyordum.. bu döngüde kim varsa, kadın baya sağlam süpürüyor, önce düşürdüğü zeka, düşünce yapısı ile kendini inandırdığı şeyleri sorunlar halinde vuruyor, vuruyor, vuruyor.. peki ne zamana kadar ?

Çözüm noktası çok önemli işte, eğer çözümün ne olduğunu o da bilmiyorsa, öğrenilmiş çaresizlik, aşağılık kompleksi vb. bir çok psikolojik terim, sorun, hastalığa sahipse bu süreç oldukça uzuyor, çoğu zaman tıp ihtiyacı oluyor, çevremde o kadar böyle insan var ki ama farkında bile değil. Hayatı akıyor gidiyor, oysa ki daha kaliteli yaşayabilirken hayatı..

Eğer biliyorsa şanslısınız bir yere kadar o da, neden derseniz bunu bir model haline getirdiği için bu bir dil haline geliyor, yani sürekli çözümleri bu döngü ile arıyor, o yüzden derler ya ‘ben onun dilinden anlarım’ diye, evet der ama aslında o hayırdır, gibi gibi bir dünya paradoks. Çözümü bulduğunuz da ki bence bulun uygulamak zaten zorunda olursunuz, bırakılırsınız çünkü. Hem de istemsiz bırakılırsınız, kadın düşüncelerin ta ilk başındaki halini bile hatırlamaz, hatırlayamaz, kendini bu döngüye sokarak elde etmek istediği şeyin esiri olur, gurur, onur meselesi haline getirir, yaşam amacı olur onun için. Şanslı ise hayatı yoluna girer ama ben o kadar şans veremiyorum, çünkü iletişim kelimesi hiç geçmedi fark ettiyseniz bu da demektir ki bencil, ben merkezli, ben istekleri olan bir dünya da yaşaması demek bu.

Benim bu anlattıklarımı neden anlattığımı ve ne alakası olduğunu filmle, filmi izlediyseniz zaten anlamışsınızdır diye düşünüyorum, zira ben filmden onu anladım ‘Kadın İhtirası’ sonrasında diğer anlatılmak istenenler. Adam ve Kadın’ın ayrıştığı sadece Kadın İhtirası dememin sebebi; adamın, kadınların hiçbir zaman yapmayacağı bir şeyi yaparak, kadına iyilik yapmasıdır, o iyilik sayesinde kadının hayatı değişiyor. Ülkemiz şartlarına hiç uyarlamıyorum bile bu arada insan ilişkilerini, uyarlayamıyorum bile..

Sonunda adamın ne olursa olsun hayalini gerçekleştiriyor olması muazzam, çünkü zaten adam onu istiyordu, sabredemeyen kadın oldu, sabretmek istemeyen, sabretmeyi bilmeyen belki de, ihtiras basıyor işte, adam başarılı, dünya turuna çıkıyor, geliri var, her şey yolunda, ona sürpriz için kadının onu özleyip telefonuna not bıraktığı akşam, telefonu kapadıktan iki dakika sonra, harika bir sofra hazırlamış sevdiği adam karşısında ama sorunlar kusuyor.. çünkü yetmiyor, yetmeyecek de hiçbir zaman, iç huzuru olmayan bir insana dünya senin deseniz, çünkü sen ‘Ay’ı aldın ondan bunu bana veriyorsun değil mi ? ‘ der.

İkisi de istediklerini elde ediyorlar filmde peki sorun ne ? derseniz, sorun kadının bir şekilde adamın hayalin gerçekleştirdiğini tamamen rastlantısal şekilde görmesi, şahit olması, bence bu hayatın tokadı.. herhalde adamı kendime benzettim, o kadar yakışıklı değilim ama yani bakana göre değişir diyeyim mi.. bence deyip kendimi harcamamayım elemanın karşısında yazık olmasın bana.. kadının kocasının ‘bir şarkı daha dinlemek ister misin?’ kısmında vallahi bastım kahkahayı! Ve kocası atar 90+4. Dakika maç 2-0 !

Manzaralar da çok güzel, bana İzmir’i hatırlattı, Kaan, yanılmıyorsam Şahin Tepesiydi oradan bütün İzmir’i izlemiştik.. Çok güzeldi arkadaş! İzmir de, Manzara da, Kaan da, üçü de! Tatlış film, adam da kadın da tatlılıktan eriyecekler..

Yazar iyi yazmış ama yönetmen acımış! Aynı kişi evet biliyorum ama bence bu filmi yazan yönetmemeliymiş, neden derseniz, kadın o gözlerle bu ihtirasla olmuyor ki, daha şirret, çirkef biri lazımdı bence, erkek de çok yakışıklı, müzisyen dediğin biraz ne bilim beeee… neyse oyuncu müzisyen aşkı olmuş işte.. daha doğrusu olamamış.. bu arada baya baya anlattım filmi, huyum değildir ama konuyu anlatabilmek için de filmi anlatmam lazımdı yani.. en azından adamın hayalinin bir Jaz Bar’ı, mekanı açmak, kadının da çok ünlü, zengin bir oyuncu olması olduğunu söylemedim.. yani siz de ya! Hakkımı yemeyin lütfen.. ya da ne bilim, kadın iyi kötü dört beş kişiye de olsa yazdığı oyunu sahneledi, çok hoşuma gitti, tiyatroya sanata verdiği değer, iyi tarafları söylerim bilirsiniz, neyse işte ünlü olmasının zengin olmasının sebebi o oyunu izlemeye gelen oyuncu seçen ajans sahiplerinin olması filme önermeleri, film Paris’te geçiyor, oyunda Paris ile ilgiliydi.. gördüğünüz gibi, pardon okuduğunuz gibi bunların hiç birini anlatmadım size..

Şehrin ışıkları sadece benim için parlıyorsunuz ?

#Yeşil

18.04.2017 Salı, 00:30