İyi misin?

Öğleden sonra güzel bir pazar günü başladı.. Harika bir sıcakta, kalabalıkların içinde dokunabildiğimiz kadar kitaba dokunduk, baya baya hissederek, dokunduğu kitaplara dokunmaktı belki de güzel olan, ona dokunmanın yerine geçmesi için dua etmek ama tabi ki boş bir çaba!

Omuz ata ata, yiye yiye yürüdük dolaştık. Sahil harikaydı, güneşe meydan okuyup otursak da bir bankta kazanan güneş oldu ve yandık arkadaş!!

Demir yollarının logosunu gördük sonra, fotolar fotolar, anı çektik sanki ben tek tek kaydetmemişim gibi, her duyamıyorum dediğinde kokusunu..

Balıklar baya güzel koktu sanırsak teklif etmeden bekledim, "Yesek ya" dedi, "Söylemeni bekledim" dedim, yedik.. portakal suyunu içti benimkinden bile hüpletti munzurca, o masum yüzüne dokunamamak işte sorundu benim için.. özlem tahtasına bir çizik daha atıldı..

Yürüdük sahilden "Ben gitsem" dedi. Vapurların anında batması, denizin kabarması için neler vermezdim, "Peki" dedim, yalancının tillahıyım sanırım. "Ne pekisi laaan!!!" diye dalıyordum kendime.. "Ne istiyorsan onu yapalım" dedim. "Kahve içelim, bozmayalım planı" dedi.

Yürüdük, sıra bekledik, ben defalarca "Duymuyorum" dedim ama hakikaten duymuyordum, ben baya yalancıyım yahu! Yok yok kesin!

Buzlu kahve alındı, balık benden kahve ondan oldu. Güzel oldu bence.

Terasta yer yoktu, çıkıyorduk ki kalktı bir masa, "Sakın oturmayın" dediler giderken, Martılar mesaj atmış masaya iki tane hepsi o. sildim, oturduk. Çıkardım gözlüğü, güneş alabildiğine vuruyordu yüzüme ve kimseyi göremiyordum. "Sadece onu" dedim sordu "Neden takmıyorsun" diye.. "Seni" dedim, "Seni görsem yeter".

Sol masadaki çocuk hararetli şeyler anlatıyordu, uzak sağ masada iş konuşuluyordu orta yaşlı sakallı amca, karşımızdaki beş altı masa, alt yapı sesi gibi ses yapıyordu, vapur "Hooopp bir dakka" der gibi patlattı sireni, martılar şak şak şuk şuk şuk tepede, veeee karşınızda karga!

Orkestra nasıl ama tatlılardı 10 numara 5 yıldız!

Açtım yazdığım şiiri, "Oku dilersen" dedim, "Gidince okumak istiyorum" demişti zaten ona güvendim..

Okurken, kapadım gözlerimi, harika bir kadın yanımda, ilk defa hissettiklerime sahip biri yanımda, elinde daha sonra dokunduğu yere dokunacağım telefonum, orkestra iş başında, yüzümde güneş.. çocuklarımız eksik sadece birbiriyle anlaşmazlığa düşüp bize koşan..

"Edebi değil" dedi, beğenmedi, "Duyguların"  dedi, "Seviye koyma" dedi, "Küçük prens" dedi, "Yetişkinler sayıyla ifade ediyorlar yanlışları" dedi, dalmışım güzelliğine sonuna yetiştim..

"Hadi gidelim" dedim, "Nereye" dedi, "Okyanusa" dedim, derinlere ama, bakıyoruz balık yok, su altı işaretleri ile birbirimize soruyoruz nerede bu balıklar, yüzdükçe yok hiç biri, bir dönüyoruz ki, kocaman gövdeli bir Balina!

"Vahşi olabilir" dedi, "Yahu bizim balinamız bu, gövdesi kocaman olanlardan" dedim, yukarı çıktığında in in diyeceğimiz hani..

"Gövdesine tutunalım, sarılalım gezelim tüm suları, okyanusları dedim..Rengarenk balıkları, hatta senin söylediğin vahşi balinaları görelim" dedim. Balinanın dışındaki organizmaları seven balıkları sevelim mesela..

"Hadi gidelim" dedim, "Bu sefer nereye" dedi, "Kartala tutunalım" dedim, "Kanatları 3 metre olanları var" dedim, "Vahşi olabilir ama" dedi, "Beşiktaşlıyım" dedim, bir yakınlık olacaktır elbet diye, "tvsinde yer aldım bir süre" deyince kartal geçer not aldı.

"Amazonlar nasıl, hani şu dış dünya ile iletişimini kesmeyi başaran, bizim beceremediğimizi yapan kabilelere gitsek" dedim.

Ergenlik dönemine geçiş için gençlere ne testler yaptıklarını anlattı, wow dedim."Her şeyi yapardım ben bu testlerde" dedi, "Ben her şeyi yaparsan üzülebilirim ama" dedim, "Beni ilgilendirir" dedi, "Seni seven birinin, hayatında olan birinin üzülmesi de seni ilgilendirmez mi?" dedim, "O sen değilsin ki" dedi, can da bu, acıdı tabi ama nefes almaya devam ettim. "Tabi ki öyle biri olursa düşünürüm onu" dedi.. martıların fotoğrafını çekti içinden geldiği gibi bende videoya aldım onu içimden geldiği gibi. Kalkalım dedi kalktık, giydiği hırkamı verdi, böyle güzel bir sıcaklık olmadı hiç ellerimde..Sarıldık, güzel sarıldık ama, omuzumdan ısırılmadım demişti, ısırdım tabi ki ama azıcık, sembolik diyeyim.

Gitti saçlarını alıp, kokusunu, ellerini, çantasını, sesini, nefsini, soluğunu, tenini, nefesini..

Dayandım çitlere bekledim.. neyi beklediğimi bilmeyi bekledim, keşke zaman dursaydı terasta "woody filmleri" devreye girmeliydi, e öyle ama..

Tüm gün iyi misin dedi, sen yaşıyorsun ya bu soru manasız dedim. Şimdiyse cevabı belli ama soru yanlış kaldı..

11.06.2017 Pazar, 21:34