Fahişe

‘Dünyanın en eski mesleği’ derler... Katılıyorum ama kısmen, neden kısmen; meslek olabilmesi için para karşılığı yapılması gerektiğini düşünüyorum, bu bağlamda paranın icadından sonra belki de meslek haline gelmiş olabilir, parasal maddi gelir kapısı yani bir bakıma. Kısmen olmayan katılmadığım bölüm ise insanın var olduğundan bu yana olduğunu düşünmem, bu durumun bir insan davranış biçimi olduğuna inanmam, cinsiyet ayrımı olmaksızın, kadın ve erkek olarak.

Kabul tamam, fahişe denilince akla para karşılığı erkeğe cinsel hizmet veren kişi geliyor, baktım birkaç edebi kurul ne diyor diye, ‘kaldırım çiçeği’ ya da ‘kaldırım süpürgesi’ bunları anlamadım sadece bu anlamlara da geliyormuş diğer anlamları bilindik, neyse kadın geliyor akla sonuçta standart olarak değil mi ? kötü kadın, yoldan çıkmış, kötü yola düşmüş falan filan, ‘orospu’ kısaca halk dilinde, hemen herkesin kızdığında ‘orospu çocuğu’ dediği orospu aslında, hayatımda hiç böyle bir hizmet almadım, öyleymiş anlamı erkeğe cinsel hizmet eden, ama çok konuşmuşluğum oldu, çoğu sanıldığının aksine bir çok kadın ve erkekten daha delikanlı, harbi ve gerçek, bunu net olarak söyleyebilirim.

Bence o kadar kolay değil bu konu, basit değil. Kesin ve net olarak cinsiyet ayrımı yok diye düşünüyorum, kadın da olur erkek de bence, mesela ilk insanın yaşamaya başladığı dönemi düşünelim, para yok, kadın toplayıcı erkek avcı, bir şekilde artı değer üretiliyor, erkek cinsel dürtüleri gereği kadını canı istiyor, buraya kadar bir sorun yok, aşık oluyorlar seviyorlar falan diye düşünülebilir-di- öyle olmadığı zamanlar oldu bence, işin içine çıkarlar girdi, istekler, ihtiraslar, istediğini elde etme aşkı, merakı, hırsı, azmi, içten pazarlığı, sonuç olarak karşısında olan bir şeyi, nesneyi, ki para icadından sonra satın alma gücünü, ki para kağıttır, adi basit değersiz bir kağıt fiziksel anlamıyla, parayı başka birine verdiğiniz de anlam ifade eder, güç, satın alma gücü, yaptırım gücü, satın alma gücüdür çünkü ürününü alırsınız insanların ürettiği, yaptırım gücüdür insanlardan sizin için hizmet üretmesini istersiniz, hizmet denilince hemen akla otel hastane gelir.

Erkeğin canı istedi kadın bu yola başvurdu değil ama konu, konu erkeğin de buna iten davranışları mesela, zorlaması yani, yönlendirmesi, kadının da canı istediğinde zorlaması erkeği ve erkeğin aynı davranışları sergilemesi yada maruz kalması durumu.. dürtüler, istekler, ego, kibir, kompleks bunlar değil mi ya patron.. herkes maaşını vereni patron sanıyor hayret ediyorum gerçek patronları görmüyorlar, patronlarında bir patronu var ve o patron karıları ya da kocaları değil !

Belki de Fahişelik, paranın aynısı sadece bir araç, istediğini elde etmek için bir araç, bazen parayı da elde etmek için bir araç, peki nasıl ? sadece seks, sevişmek, başkasının vücuduna, dudaklarına, göğüslerine, penisine, poposuna (penis ve popoyu zorla yazdım valla, erkeğin sikine, kadının erkeğin götüne yazmayı çok istedim ama yazamadım) saçlarına, ellerine falan filan bu mu yani ? bence değil. Başta söyledim bu kadar basit değil. Popüler kısmı bu bence. Yani herkesin en üst noktaya koyduğu kısım bu, bilinen, ‘Top Tweet’ olan kısmı bu.

Artık insanlar para ortada olmaksızın da Fahişe ‘ler bence, ya da fahişelik yapıyorlar diyebilirim hepsinin içinde seks yok evet kabul. Zaten baktığında para kavramı eskisi gibi değil ki insanların gözünde, zihninde, manalarında. Kadın Erkek, Erkek Kadın ilişkilerinde cinsellik için bile kullanımı normal hale gelmedi mi ? daha doğrusu ‘normal’ kısmı ‘kimsenin umurunda olmaması’.  Bu durum herkes bu kafada demek değil tabi ki, sadece teknoloji ile birlikte dünyanın özellikle müslüman olmayan ülkelerinde artık farklı anlamlar, kavramlar içerisinde yaşadıklarının bir gerçeği, hepsi bu. Toplumsal deneyler var onlarca hem de, izleyebilirsiniz internette. Mesela bir denek’e son model araba benim tur atalım mı diyor, denek hiçbir soru sormadan arabaya biniyor, denek dediğime bakmayın deney doğal deney, kimse kimseyi tanımıyor! bu sadece basit bir örnek. Fahişeliğin bence namusla bir ilgisi yok, seks ile de. Bu bir davranış biçimi. Konu net anlaşılsın diye yazının ortasına, bu tanımı koymak istedim.

İnsanlar neden mesela istediklerini elde etmek için rol yapıyorlar ? içten pazarlık manasında rolden bahsediyorum, eski şirketlerimin birinde bir grup şirketimizin genel müdürü bana şöyle demişti, şuan ki işlerimden vb. tüm süreçlerden haberi yoktu şüphesiz, bilemeden söyledi, ara ara aklıma geliyor o dakikalar, tekrar izliyorum, dedi ki ; ‘Aslında hepimiz oyuncuyuz, evden çıkıyoruz ve insanlara karşı farklı farklı rollere bürünüyoruz, hatta bazen evde bile, patron, abi, kardeş, tedarikçi, üretici, müşteri gibi gibi.’ Bu doğrultuda baktığımızda kimse kendi değil aslında, kendi gibi davranamıyor, kendi gibi davranmayı unutuyor belki de bir süre sonra, en garibi de bu ya, kendine yabancılaşmak, kendi kim ? ne yer ? ne içer ? ne sever ? ne sevmez ? kimi sever de kimi sevmez ? buraya kadar yazdıklarımdan sonra Aşk nasıl olabilir mesela ? görecelilik kavramı içerisinde yaşıyoruz baksana! Ne ne ? kim kim ? bu yazıyı okuyan sen! Evet sen, mesela nesin ? kendini ne kadar tanıyorsun ? ne kadar tanımıyorsun ? ne kadar tanıyıp ne kadar tanımadığını ne kadar düşündün ? ne kadar düşünecek zaman buldun ? bulduğun bu zaman diliminin ne kadarını bir sonraki süreçlere, eskiye geçmişe değil de gerçekten bu duruma ayırıp düşündün ?

Ben insanların baya baya bazen kendilerini özlediklerini düşünüyorum! Kendisinin ne sevdiğine denk geldiğinde mesela, bir tatlı olabilir, bir çorba, bir şarkı vb. keşke kendisi olabilse insan, sadece kendisi..

Sonrası hep başkası ! tabi ki ! hep başkası gibi davranmak üzerine kurulu bir hayat, başkası derken örnek aldığı, kıskandığı biri falan değil,tam olarak bir insan mı o bile belli değil, o insandan biraz, bu insandan biraz, sonra diğerinden, bu davranış heh işte tamam, hadi biraz böyle deneyelim hayatı yaşamayı..

Normalde yazılarımı sosyal medyadan paylaşıyorum ama bunu paylaşmayacağım, sanki insanlar özelikle okusun diye koymuş olacağım gibi düşünecekler adından dolayı yazının, baksana ben bile kendim olamıyorum, insanlar izin vermiyorlar ki.. sevdik ulan işte senin yerin benim yanım dedik mesela, yem yeşil olacaktı gözleri ya da mas mavi ya da sim siyah, kahverengi ya da, başka renk varsa onu da siz bilin işte, her şeyi yazardan bekleyin ya da.. olmuyor kendin kendi kendimiz olamıyoruz işte arkadaş, o la mı yo ruz.. hecelemesem içim rahat etmezdi, az önce sesli düşündüm parantez içine almam lazımdı, yani ‘Profesyonel’den bir sahne, Bülent Emin Yarar sahneyi alır, seyirciye döner ve ‘siz yazarlar nasıl diyorsunuz heh işte o ‘Didaskali !’  ‘ der, ağzına kurban olduğum insanı! … renkler çocukların gözleri..

Kötü denilen amaçla kullanıyor işte insanlar, hislerini de davranışlarını da, hareketlerini de, aşkını da, sevgisini de.. fazla derinmiş bu mevzu, ayın başından beri bitirdi beni bu yazı, öyle böyle değil, yazmayacaktım bu durumu ama dayanamadım, yazdım yazdım sildim kafamda, başka da bir şey yazdırmadı, nasıl taktıysam kafaya, resmen yazı kabızlığına sebep oldu. Ne kadar heves ettiğim yazılarım var mesela ama yazdırmadı. Hayır şimdi yazdım ama içim rahat değil bir dünya örnek vardı yazamadım, biraz az detaylandırmış, üstü kapalı geçmiş gibi hissediyorum, kişilerle bağdaşacak diye düşünmedim, çünkü kimin ne hakkında ne düşündüğümün kimse için bir önemi yok bence, olmamalı da zaten, olsaydı eğer yalnız olmazdım diye düşünüyorum, iki sade soda içtim, kapakları biriktirdiğim kapakların yanına koydum, üçüncüsünü de mi içsem diye düşünüyorum, üşeniyorum gidip almaya, mesela yalnız olmasaydım yanımda olan insan getirebilirdi, üstelik ben istemeden getirirdi, nasıl mı, sevginin gücü diyebiliriz belki de.

İnsanlar Fahişe olmayı bırakıp sevseler ya, bir insan bir insanı sevmeli, sevdiği ile sevişebiliyorsa güzel olur, onunla bir ömür geçirebiliyorsa harika olur, çoluk çocuğa karışır da gözlerine bakarak elleri ellerinde son nefesini verebiliyorsa işte o efsane olur! Ben efsaneleri yazan olmayı tercih ettim sanırım hayatta, efsaneleri görmek bile güzel, en az onlar kadar güzel demek için neler vermezdim ama kesinlikle değil..

Ben Fahişe miyim diye düşünmedim değil tabi ki, çok acımasızımdır, özellikle kendime karşı, bazen içim daralıyor otuz yılı aşkın hayatımı içtimaya alıyorum gözden geçiriyorum, bazen güzel oluyor mutlu anılarım aklıma geldiğin de, bazen acı oluyor mutlu anılarım aklıma geldiğin de..

Bilemiyorum ki, düşündüm dedim, karar veremedim, karar beni tanıyan dış gözlerin belki de, ucunu açık bırakmak lazım bu noktada, ama öyleyim ki yalnızım diyebilirim, ya da değilim ki etrafımda kimse yok diyebilirim, kulp takmak insan için zor değil, Hilmi’nin bir lafı var ‘abi inanmış o role’ diyor, o yüzden uydurup inanmak zor değil, hatta haklı bile çıkabilirim yanına birkaç şey koyup.  Öyleysem ama uzak durun benden bence, şuan durduğunuz gibi yani, boynuma atlayacak haliniz yok bu yazıyı okudunuz diye, sonuçta uzağız öyle kalın işte onu diyorum, öyle düşünüyorsanız tabi ki, ama öyle düşünmüyorsanız değilsem fahişe, çay içsek ya, ya da ne bilim siz kahve için ben içemiyorum, midem bulanıyor, belki beyaz çikolata, o da en pahalı olanı iyi mi, ooooo şimdi aklıma geldi, oyuna gidelim mi ? hangisi olursa Tiyatro olsun yeter, geçen az daha sinemaya gidiyordum bu arada, yalnız nasıl oluyor deneyeyim dedim, başaramadım.

Şimdi bayadır yazmıyorum klavyeyi görünce konudan konuya geçmek şart oldu. Deniz Tekin dinleyerek yazdım, zaman tüneli yok diyorlar bir de, kadın, müzik yapan arkadaşlar hepsi alıyor kafanı sokuyor işte zamana, boşluğa, nereye istiyorsan oraya git diyorlar, hala bakıyorsun ya git işte da git!

Uyuduğumda uyanamayacak olsam da mesela ‘profesyonel’in ortasında uyansam ya, ya da ‘Alevli Günler’de, ahahaha ‘Lüküs Hayat’ta! 10 yaşlarındaydım ilk izlediğimde.. koltuğa çıkmıştım selamı görmek için, herkes ayakta alkışlayınca bir şey göremedim de ondan! Oha ‘Pencere’yi unutuyordum! O kadının damarlarından çıkan o duyguları sahnede görmeniz gerekiyor, yani daha ne diyebilirim ki, beni izlemeye gelecekseniz siktiredin beni, onu izleyin, o anı, adama ‘Seni Seviyorum ama biz birlikte olamayız’ dedi.. siz beyninizi dağıtmayan kurşun yediniz mi hiç? Beyninizde onunla yaşadınız mı? Korkmayın gençler yaşanabiliyor..

Üçüncü soda mı, ki gerçek sade sodadır, marka veremiyorum reklam olur diye, yazım milyarlarca insana ulaşıyor sonuçta, yani internette sonuçta herkes okuyabilir, hem belki marka sahibi telif isteyecek ya da istemeyecek hiç adının geçmesini, markasının adını geçmesini yani, kendi adını ne yapayım daha neler.. evet neyse yeterince gevezeyim bugün fark ettiğiniz üzere, günlerdir sabredip beklenilen yazının nasıl içine edilir, böyle işte.. ikinci gevezelikten sonra, üçüncü soda mı tüm fahişelere kaldırıyorum, belki onlar fahişe değil benimdir, onlar normal ben anormalimdir, belki de biz hep normalizdir fahişe değildir kimse, eeevvett ya da hepimiz çatır çatır fahişeyizdir, hmmm. Beklesek de göremeyeceğiz ne kadar enteresan değil mi ? bekleyip görecek bir şey yok ortada çünkü.. orta yok ki içinde bir şey olsun, -da eki boşuna gelmiş işi yokmuş sanırım.

İnsanları sevmek lazım, ki seviyorum, fahişe olduklarını düşünsem de, kötü olduklarını bilsem de, kalbinin içini gördüğüm de sevmek istiyorum, insan olarak seviyorum, yaradandan ötürü seviyorum belki de, eşitiz sonuçta, Canan Hocam ‘her insan bir değer’ dedi 2004 yılında bir dersimde Lisanstayken, öyle inanmışım ki Hilmi’nin lafındaki gibi, insanlara değer vere vere insanlara değer verip nasıl üzülünebildiğini sağlam görme fırsatları yaratmışım hayatımda, yine olacak olsa yeni fırsatları değerlendireceğiz, ben buyum, bu olmayı seçiyorum, iyisi kötüsü falanı filanı bu işte, ağlamayacaksın bık bık mız mız olmayacaksın, etmeyeceksin, neyse o..

Tamam hadi kapatıyorum, yeni iki oyunumu yazmaya başlayacağım, birinin adı ‘Ömer’ ah ettim yazacağım, kimse oynamasa da yazacağım, kimse okumasa da yazacağım, yazacağım dediğim yazdım kafamda, kağıda geçireceğim. Diğeri eski sevgililer ile ilgili adını ‘Eski Sevgili’ koyarsam çok sade olur anlamı çıkmaz diye düşündüm, oyunlarımın adını gişe kaygısı ile koymuyorum, anlam ifade etmesi önemli, Kadın ve Adam’ın birlikte olmadan da birlikte yaşadıkları üzerine bir oyun, oha baya baya oyunu söyledim, silsem mi acaba ? madem silecektin niye yazdım yaaeeewwwruuumm !!!

Yazıyı bağlayamadım, balıklarımı izliyorum, e tabi yazamadım onları daha neyse başka bir yazıda onlar..

Afili olması gerekmiyor sanırım bu yazının sonunun içi yeterince afili.. çünkü bu yalnızlık çok afili ondan!

24.03.2017 Cuma, 03:15