En Çok

Her şey anne mi en çok seviyorsun babanı mı ? sorusu ile başlamıyor mu bu topraklarda.. sanki soranın umurunda, sanki sorulanın umurunda.. hangi çocuk annesini ya da babasını sevmek ister ki çocukken ? tamamen mantıksız. Oyun oynamak ister, çikolata yemek ister ya da cips, televizyon izlemek ister, akıllı telefonlarla oynamak ya da.. ne kadar erken hayatımıza giriyor farkında olmadan “en” kelimesi değil mi ? belki doğmadan anne babaya sorulan soruyla bile, büyüyünce hanginizi daha çok sevecek ama seni babası/annesini mi, sorduğuna göre değişiyor ya o yüzden ayraç koydum, yazılarımla ilgili şikayetler alıyorum, noktalama işaretleri, konuşma dili ile yazmam, düzelt gönder diyorum bende ne diyim.. o kadar işin arasında yazıyorum yetmiyor sanırım okuyanlara, e okuma o zaman ne kadar kolay okumamak, şaka tabi ki okuyucular baş tacı.. yarın düzeltiyorum tüm yazılarımı baştan başa.. bu şaka tabi ki.. anlaşırız biz yuvarlanır gideriz, sorun yok..

Zaz çalıyor, ne dediğini anlamıyorum Fransızcam Japoncam kadar iyi, arkadaşımmış gibi geliyor Zaz, seviyorum kız çocuğunu..

Çok; fazla anlamında değil mi ? normallerden fazla, bir miktar daha fazla, artı olana çok deniyor.. peki en çok ? çokların içinde en fazlası mı ? en fazla ise neden sadece çok olmuyor adı diğerleri gibi ? neden en çok ? en ikinci çok yok ama.. en azdan ikinci üçüncü de yok..

Edith Piaf’a döndüm.. Zaz ilk çıktığında bizim şirketten bir arkadaşıma kim bu dedim, salak mıyım ben Edith Piaf demişti..

Çok yetmiyor da ondan en çok var.. en ilk diyen insanlar var, ilk zaten birinci değil miydi, birkaç tane birinci var onların da en’i mi var, birincilerin birincisi, birincilerin ilki, ilklerin ilki..

Yetmiyor o yüzden belki de, hiçbir şey yetmiyor insana, hep daha.. daha da sihirli kelimelerdendir, en gibi, daha çok hep daha, en çok, en fazla, en daha çok, çok daha en, daha en çok.. doyumsuzluk.. her şeyi yemek istiyor insan, içmek, tatmak, sevmek, sevişmek, bütün erkeklerle yatmak, bütün kadınlarla yatmak, bütün arabalara binmek, uçağa sahip olmak, evler, arabalar, yatlar katlar.. peki ya sonrası ? artık “çok”a sahip oldular..

Çok’a sahip olanlar içinde yaşamak zorundalar artık.. rekabet daha üst düzey değil mi ? düşünsene herkesde sende olanlar zaten var! yıkım başlıyor! Hayal kırıklığı.. ego basıyor vücut.. nasıl farklı olabilirim nasıl ? en çok olmalı ! işte “En” hayat kurtarıyor.. en fazla onda olmalı, en yakışıklı o olmalı, en güzel o olmalı, en ilk o sahip olmalı, diğerlerinden bir adım önde olmalı, önce o sıçmalı ishal yapacak bir şey yendiyse hep beraber.. hep ben ben ben ben.. bencillik kibirin habercisiymiş..

Bu topraklarda oluyor sadece diye bir durum yok, bu topraklarda olanı gördüğüm için, Tanzaya'da ki köy muhtarının hayatını anlatamam..

Araba kullanmaya başladığımda, elimin üstüne kapıyı kapatmıştım şans eseri parmağım patlamamıştı, tamamen şans, vura vura gidiyordum sağ kulağı resmen, İlker abi vardı eski şirketlerimde çalışan, “Şivan istersen kapatayım kulağı” diyordu şakayla.. sonra normal sürat yetmedi, daha da hızlı, sonra daha da.. bir gün hava limanına bir misafiri bırakacağım sabah 6 falan saat, sol şeritten önümdekileri ata ata gidiyorum, sellektör yapa yapa, zaten yol boş olanı da ben sağa atıyorum, ego basıyor işte ruh vücut! Adam bana, Şivan uçağa daha var neden basıyorsun gaza bu kadar ? diye sordu, o kadar nazikçe sordu ki, bilinç altıma girmiş, napıyorum lan ben? dedim, aldım ortaya arabayı yavaşladım rölantide gitmeye devam ettim. Araba değişti sonra daha hızlısı daha hızlı gideni.. temde farkında olmadan arabanın titrediğini fark ettim, hız almış başını gidiyor.. bazen “en” alışkanlık haline geliyor..

En çok ben çalışmalıyım, en çok ben uyumamalıyım, ne gerek var ki bunlara başına bir şeyin “en” koymaya ne gerek var arkadaş!? En = Ne ! aynen ne ulan ? ne ? ne gerek var.. mantıksız.. sadece ve sadece alışkanlık..

Psikolojinin kurallarından biri farkında olmak, bir şeyi sen mi öyle görüyorsun yoksa o şey gerçekten mi öyle ? farkında olmak istediğim ama farkında olamadığım o kadar huyum var ki, var olduğunu biliyorum ama ne olduklarını bilmiyorum.. bilmek isterdim, birinin bana ben olmasını, benim gibi bakmasını isterdim, benim eleştirdiğim gibi insanları beni eleştirmesini, dar boğazları aşmamı sağlamasını.

Bazen insanlar aşmamayı tercih ediyorlar, zevk alıyorlar mevcut hallerinden, depresif ruh haline sarılıyorlar sanki onlar icat etmişcesine, kabulleniyorlar sonra bu durumu, kendi dünyalarını kuruyorlar orada yaşıyorlar, çıkmak istemiyorlar. O kadar komik geliyor ki bana, komik çünkü ona anlatmadığı şeylerde dahil olarak sorunun ne olduğunu söylüyorum ama defansı, savunmayı görünce inanılmaz şaşırıyorum, bencillik bu sanırım diyorum ya da yaşama özgürlüğü.. kişinin kendi hayatı illa bir şeyleri aşacak diye bir şey yok ki! Neden daha iyi olmalı ? neden daha iyi hissetmeli ? o istemiyor ki ? banane ! resmen banane ! karşı taraf sanane dese daha çok gaza geliyorum, malum kabullenememek ve savaşmak ruhuma işlemiş.. ne savaşlar kazana kazana bu yaşa gelince insan, her şeyi bir mücadele olarak görüyor.. halbuki öyle bir şey yok, ortada bir savaş yok olmamalı da, herkes bir şekilde hayatını yaşıyor.. insanlar daha iyi olmalı, benim gördüklerimi aktarmalıyım, aşmamalılar ! saçmalığa bak.. ben kimim ki ? banane! Belki de yanılıyorum, daha iyi olacağını düşündüğüm yanlış, daha kötü olacak belki de.. nereden geliyor bu emin olma duygusu ? daha önce yanılmadığım durumlar oldu diye ben yanılmaz mıyım hiç? Belki yanıldım ama göremiyorum.. belki de hep yanıldım farkında değilim..

En çok ben yalnızım galiba.. bakar mısın en çok yine yeniden.. üniversitede çok geniş arkadaş çevrem vardı, inek olunca herkes bir şekilde arkadaşlık kuruyordu tabi ki, sevdiğim bir abim vardı ders verdiğim, afla geri dönmüştü okula, yalnız canın sıkılmıyor mu demiştim ? bana yalnızlığın tadını almamışsın sen, alınca böyle demezsin dedi, o an anlayamazdım tabi ki, ama o zaman yalnız kalınca canım sıkılıyordu şimdi yalnız kalmayınca canım sıkılıyor, hadi git artık diyorum bazen konuştuğum insanlara içimden, demek zorundayım çünkü duyuyorum ama dinlemiyorum. Tiyatro iyi geliyor, yarın öbür gün hep oyun izleyeceğim nasıl mutluyum anlatamam.. oradaki karakterleri hiç tanımıyorum, dünyada yoklar şuan oyun başlayınca gelecekler, meraktayım, kimler nasıllar, ne giyecekler, nasıl konuşacaklar.. yaşasın tiyatro!

En ne ? gerçekten en ne acaba nasıl bir şey..hırs, azim, ihtiras, kibir, kompleks, bencillik, çirkeflik, kötülük, iyilik, güzellik, agresiflik, saldırmak, üzülmek, zırlamak, kahkaha, aşk, saygı, sevgi, utanmak, sarılmak, sevişmek, seks, aldatılmak, aranmak, aramak, merak etmek edilmek, görmek duymak tatmak.. bunların hepsinin en’i var mı ?

En’siz bir dünya olsa olmaz mı, herkes birbirine bakmadan yaşasa, onun nesi var, ne kadar para kazanıyor, ne maaş alıyor, kız arkadaşı, karısı, kocası, erkek arkadaşı güzel mi çirkin mi yakışıklı mı seksi mi zengin mi sananeeee ona neee…

En’e giderken Çok’u kaybetmek belki de acı veren maddi manevi zaman kaybetmek..

Yazı yazarken kafamı toplayamıyorum bu ara, beş altı konu belirledim yazmam gereken ama içimden gelmiyor, sürekli işler geliyor aklıma yapmam gereken, bir işi yaparken diğeri geliyor onu halledip kaldığım yerden devam ederken başkası geliyor başkası başkası.. akşam kestirmelerine başladım, yaşlı insanlar gibi oldum yahu! Baya koyuyorum kafayı içim geçiyor şaka gibi.. ben ki uyuyamayan insan, üstümü örten bir annem var yalnız onu söyleyeyim, bugün resmen donuyordum için mi geçti gene deyip üstümü örttü, yarı uyanık halde duydum.. insanın üstünü örten biri olmalı arkadaş hayatında, bende bir tane varmış, sizde de varsa sesinizi çıkarmayın, iki kişi varsa şanslısınız, üç dörtse işte “en” lerin hepsine sahipsiniz..

Kardeşim olsun isterdim ya da benden büyük abi abla, onunla büyüsem aynı şeyleri hisseder miydim onu da bilmiyorum.. hayat bazen o kadar güzel ki.. aslında hayat hep güzel.. bugün lavabonun ufak penceresinden bakıyorum, yem yeşil ağaçlar hafif karlar düşmüş üstüne, masmavi gökyüzünün üstüne asılmış bembeyaz bulutlar..

Aşk’ı özlemişim sanırım ben, bu darmadağın psikoloji ve işkolik olarak nasıl özlüyorsam.. beni bir tiyatro oyununa gömsünler olmaz mı ? yada en sevdiğim şarkının içine hapsetsinler.. yazılarımın harflerimin arasında da yaşarım ki ben..

İnstaya bir foto atacağım, sonra üç diziminde yeni bölümü çıkmış büyük ötesi rastlantı “en” rastlantı, onları izlemek için uyku ile mücadele edeceğim..

Seni Seviyorum,

Güzel uyu..

27.01.2017 Cuma, 01:13