Daha

 

Bugün Zaz çalıyordu bir yerlerde, nerede hatırlamıyorum ama hiç bilmediğim bir şarkısıydı, dinlemedim daha önce o şarkısını, içim sıkılma nöbetlerinden birine de denk gelince akşam saatlerinde, bir büyüğe danışayım diye düşündüm yılbaşı yalnız kutlamalarıma da sarkar, kalır dedim, sonra o kadar derine inmeyeyim işler güçler var diye düşünerek, Kırmızıyı da seçmeyip kendisini de gücendirmeden Pembe ‘ye karar kıldım. Pembe deyip geçmeyelim lütfen bildiğin sensin ya sen kokuyor her bir damlası..

 

Fransız kızımız ne diyor bilmiyorum ama gırtlağına sürttürmesi kelimeleri farklı hissettiriyor sanırım, yeterince sağlam değildi sanırım çünki zira bugünü kurtaramadı kendisi, Yangın Yerinde Orkideler oyunun  şarkılarına dönüş yaptım, yine her şarkının sana, gözüne koluna eline yüreğine saçına tenine benliğine karakterine sevgine aşkına sayayım mı daha bütün hücrelerini tek tek, her şeyine çıktığı saatlerdeyiz, erkenden o saatlerdeyiz düşün ki sen, ben ne kadar özlemişim her bir şeyini.. he bu arada seni arıyorum, insanlar çift yaratılırmış, tanışmadığım seni arıyorum, nerde acaba biliyor musun ? sen benim diğerimi bulursan bak o da enteresan olur, kesin yüz vermezsin, verme de zaten ben çektim o çekmesin olmaz mı.. ya da çeksin be ! kaç tane aşk görmüştür ki, olsun be! yanısın su veren itfaiyenin!

 

Hep daha, dahanın dahası, insan ne enteresan değil mi, kadın ya da erkek fark etmez! Zengin koca, zengin hatun bulayım.. koca ya da hatun değil buradaki ortak kelime zenginlik, istediğini yapabilme imkanını sana veren para, altın, elmas, satın alma gücü, insanlara ne yapması gerektiğini söyleme gücü bir bakıma, rahatça “sanane” diyebilme gücü.

Sonu var mı ki ? bence yok, her şeyin teknoloji ile yenisi çıkıyor, yeni modeli, bir üst paketi, bir "daha" zıkkımı, dahası.. peki insanın ? insanın daha iyisi var mı, ne zaman dahası sana sunuluyor mesela, var mı öyle bir tarih ? varmı öyle biri..

“Başka masalara meze oldu artık ona kadeh kaldırmam“ diye bir tweet okudum, önce hoşuma gitti lafı koymuş, kin kusmak dünyanın en kolay yapılabilen şeyi değil mi, insanı var eden yegane dürtülerden biri, can acıtmak, ama lafla ama elle ama sopayla.. zaten hep öyle oluyor, önce mutluluklar diyorsun, sonra gelinliği geliyor gözünün önüne, çocukları geliyor, bir gururlanıyorsun, dünyanın en mantıksız gururu, hoş bu duygu içinde mantığı da bir ben arıyorumdur sanırım, olmaması normal zaten.. Helal olsun diyorsun, değil kadehi, masayı bile kaldırmalısın uğruna. Mutluluk huzur bunlar dünyadaki en pahalı, hatta paha biçilemez kadar pahalı şeyler ve enteresandır ki basılı yada basılmamış para, kağıt vb. hiç bir şey ile satın alamıyorsun. İnsan seviyorsa illa onun olması gerekmez ki, sevgi sevmektir bence, gidenin kıymeti gittikten sonra daha çok bilinir, bu her zaman her yerde böyle olmuştur tamam ama geriye dönüş yok, ne yapacağız, keşkeler biteli çok, saat geç oldu.. o yüzden devam etsek sevgiye olmaz mı.. yahu onu etkileyen bir şey yok ki, herkes kendi hayatını yaşar, etkilemediğin sürece sorun yok, iki tane neyin ne olduğu kelime ile kim neden etkilensin ki.. okuyan mı var ki, etkilenen olsun..

Yazmasam atlatamıyorum onu fark ettim, yazdığım zamanlarda rahat uyuyorum bugün biraz erken saatte başladım, belli daralma katsayım artmış. Sana bir şey diyeyim mi, sarılmak varya insan için ekmek su gibi bir şey fark etmesini beklemiyorum kimsenin, ama düşünüyorum kim kime, ne zaman sarılmış, neden sarılmış, neden sarılmamış, neden sarılmıyor.. neler kaçırıyorlar..

Sahi ya insanlar neler kaçırıyorlar, düşünsene sarılmıyorlar, okumuyorlar, yazmıyorlar, konuşmuyorlar, iletişim kurmuyorlar, hayal etmiyorlar, saatlerce duş almıyorlar, kendilerine ayna da bakmıyorlar, sevdiklerinin beline sarılarak aynaya bakmıyorlar, fotoğraf çekilmiyorlar, gerçekten fotoğraf ama ordan burdan layki almak için değil, yüzünü yıkamıyorlar doyasıya, çay demlemiyorlar, çayın demlenmesini beklemiyorlar, kahve yapmıyorlar, süt ısıtmıyorlar, sarılıp uyumuyorlar, günaydın deyip öpmüyorlar, kabus görüp uyanınca sakinleştirmiyorlar, içmiyorlar, yemiyorlar sadece doyuyorlar, gezmiyorlar gezemiyorlar, kafalar dolu hep.. aşk nerde sevgi nerde sevişmek nerde gezmek içmek eğlenmek heyecanlanmak nerde..

Geçen bir arkadaş anlattı, “gezdiriyor beni, yemeğe gidiyoruz bende yatıyorum onunla çok ayıp oluyor” demiş arkadaşı, basit gelebilir, hatta bunun için milyar adet insan her iki tarafta da sıraya girebilir, makul bir anlaşma gelebilir günümüz sosyal medya insanlarına ama Aşk ölmüş onu gördüm bu örnekte, arkadaş seksi diye bir haber okudum, bu durumun birkaç boyutu var ama ben sadece aşk kısmı ile ilgilenmek istiyorum, çünkü canım öyle istiyor.. yine bir arkadaşım “15 yıllık arkadaşımdı çıkmak istedim acaba mutlu olur muyuz diye aklım kalsın istemedim” dedi, gördüğüm kadarıyla biraz içinde duygu var, hisler var, en azından iyi niyet var, sonrası malum, "sonrasında" aramama sendromu, kişilerin zerre kadar önemi yok valla, herkesin hayatı kendine, hepsine saygılıyım, davranışları ve konular benim için önemli. işim bu..

Bazen kız arkadaşlarım ile konuşuyorum, bazen yeni tanıştığım, “yanlış anlama günümüz tabiriyle yürümüyorum öyle düşünme lütfen” dedim birkaç kez, “yahu anladık” dediler, ben anladım ki napıyorum lan ben, normal olan bu zaten, herkes herkese yürüyor zaten! Yeni fark ediyorum bunu iyi mi.. ben salak gibi alt yazı geçiyorum, gerek yok ki alt yazıya, normal olan bu zaten, anormal olan benim uyarmam..

 

Şu şarkının sözlerine bakar mısın..

Usul usul günlerden geçiyoruz canım, gürül gürül zehirlerden içiyoruz, hayat dediğin öğlenle ikindi arası mutlaka değerini biliyoruz, sen beni seveceksin ben sana güveneceğim bir köprünün ortasında buluşacağız, sen bana el vereceksin ben elinden tutacağım bir köprünün ortasında buluşacağız.. Yazan; Hülya Karakaş Solist; Cihan Kurtaran

 

Evet, bu oldu dahası, daha güzeli, daha yakışıklısı mavi gözlüsü, sarı saçlısı, daha genci, daha çıtırı, arabalısı, dolgun maaşlısı ! Nereye gidiyorsun oğlum sen ? ne bu hayaller kızım ? hayat bitiyor ya, zaman geçiyor.. sen ne istiyorsun bu hayattan ? mesela sen nesin ? gerçektesin nesin ? nasıl birisin, ne seversin ne sevmezsin, aşk sevgi para pul zevk renk sağ sol mavi kırmızı vb. 4 milyon ağzından çıkan kelime, senin için gerçekten ne ? sen ne olacaksın ? sen ne olmak istiyorsun? Sen ne zaman olacaksın ? özleyemeden ölecen lan birini ! bir şeyi, bir anı, oooyyy ooyy..

 

“Aşık olmamışsan daha doğmamışsındır.. Günaydın..” instada paylaşıp geliyorum 2 dakika ara.. attım geldim devam..

 

Pembe güzelmiş, sevdim.. sabaha kadar yazabilirim baksana! Daha! Daha diyenleri eleştiriyorum yazdıkça yazıyorum daha daha diye.. Yazarım ben, yazarım doğal olarak.. ohaaa olaya bak saç dibinin kokusu geldi burnuma iyi mi ! Noluyor ya! Ben bu zamana iyi dayanmışım bence birden öyle hissettim.

 

Napıyorsun acaba.. kimle nerdesin klasik kıskanç erkek modeli, sanane lan ayı, sanane, o kadar seviyorsan git yanında ol demezler mi, dememe gerek yok ben derim.. beni ben yapan en önemli özelliğim sanırım acımasızlığım, doğru direk analiz ve ifade etmem, kim olsa tanımıyorum, kendine torpil yapmayan kime niye torpil yapsın..

Ne yapmıyorsun acaba, ne yapamıyorsun acaba.. mutlu olduğuna emin olasım var, sorunum bu sorunum. Büyük hayal kırıklıkları ile de yaşanabiliyormuş, büyük özlemlerle hayatta kalınabiliyormuş, ölüme en çok yaklaştıran acı ölümden seni en çok koruyanmış.. öldürmediyse öldürenin bulunması zormuş.. insan olaylar karşısında şaşırmıyorsa olgunlaşmış sayılırmış, bana ne olsa sürpriz olmaz mesela, ikizlerinin olması vuuuu!!! Süper değil mi ya, iki tane sen daha, tamam damatta var tamam, yazmıyorum kardeşim onu, kaç kere yazdık bu sefer eksik olsun damat bey.. anne anne diye zırlayan koşuşturan iki çocuk.. bugün Asi elini kesti, kesti dediğim de, kağıdı kestiği çocuk makası ile 2 mm, kan görünce aman Allahım inletti evi, ama bir görsen komedi ! Yara bandı yara bandı yara bandı! Ef sa ne ! gülücem tutamıyorum kendimi, zor tuttum, anlatıyor, bana bak böyle oldu diye.. bir de uzun uzun anlatıyor, tatlış ya.. evden çıkıyorum, ben de gelmek istiyorum dedi, "ama hava buz gibi ben gidip geleyim hemen" dedim, "peki git gel" dedi, bakkala gönderir gibi şutluyor, burundan öpebiliyorum sadece başka ıı kızıyor zarifem.. herkesin çocuğu kendine güzel de, başkasının çocuğu nasıl bana güzel o kısmı anlamadım ama memnunum sorun yok, benim zamanım gelmiş galiba, öyle gördüm kendimi.. bizim burada hamam da yok ki annemi göndereyim hamamdan kız beğensin ! Eski usül candır ya !

Kim beni napsın ya.. baksana kaç saat oldu yazıyorum.. yazıya değil paraya değer veren insanların içinde yazan beni kim napsın ? haklılar valla haklılar, benle olup azınlık olacağına zengin ol yine azınlık ol ama kral gibi yaşa..

 

Balıkları konuşmak için alacağım sanırım, yurt dışı saat dilimine göre yaşadığım için insanlarla iletişim kurabildiğim sadece 6 saatim var geri kalan 12 saat yalnız geçiyor balık alayım da dertleşelim biraz.. 2 ay oldu hala alacağım, 6 ay olmadan adım atamıyorum, kabızlığın böylesi, havam da olmayınca böyle oluyorum, bot alacağım mesela 2019 kışına ancak diye düşündüm bugün !

 

Daha çok harf, kelime, yazı ! şuan milyonlarım olsa ne olur diye düşünüyorum, daha mı çok motive olurum hayata diye.. hiç ama hiç sanmıyorum, çok şey gördüm çok şey yaşadım, bilen bilir hayatımdaki, beni 30 senedir tanıyanlara sormak lazım, ben aynı ben oldum,aynı değer yargıları, aynı kararlar benzer davranışlar.. unuttuğum şifrelerimi şuan şifre koysam ne olurdu deyip çok bulmuşluğum vardır, standart yaşamak belki ama son 1 sene içerisinde içimden geleni yapıyordum ta ki birkaç güne kadar, hediye aldım yılbaşı için kargoya verecektim, vermedim, kızdım vermedim, bu da içimden geldi, belki durum nötr ama olsun vaz caydım. hıh ! kız tiribi..

 

Konudan konuya atlıyor gibi hissettim, bir daha okurken neler yaşanacak acaba birazdan meraktayım.. (şuan okudum sorun yok boşuna endişelenmişim)

Bazen düşünüyorum gitsem İstanbuldan sadece yazacak bir odada kalsam, hayatta kalacak kadar yiyecek ve içecek, yaşam sürdürecek minimum ihtiyaçlar ile hayal edip edip yazsam olmaz mı? Heee olur tabi, vakıf ya bu dünya, ne istersen böyle yazıyorsun yarın sende.. kargo mu lan bu, telefonla arayıp sorayım nerde bu hayat diye..

 

Sahi sen nerdesin şuan aramadın da bugün.. o kahkaha senin miydi öğlen duyduğum.. o nefes miydi senin mis kokan hani.. yeşil bir hırka mı vardı üstünde yoksa ? yok yok değil, insan özleyince sapıtıyor doğal bunlar tatlış..

Telefon konuşması gibi mi oluyor acaba yazılarım, biri de okudum şöyle desin keşke nerde!! Millet faturasını ekstresini okumuyor benim yazılarımı kim niye okusun, okudu hadi niye bana geri bildirim yapsın.. ben hangi kanalda yaşıyorum acaba, dünyadakiler ile farklı bir kanal olduğu kesin bence aşikâr, çok yaşamam diye düşünüyorum hatta eminim, 3 5 sene daha yeterli bence benim için, kaç meslek, kaç şirket, kaç hayat yaşadım bu zaman zarfında, iyi dayandı bence kalp beyin vücut, kanser olurum dedim hatta kesin diyordum 30’da ama hala bayılmadım, ilk belirti o ya, bugün bir baş dönmesi yaptı üst geçitte, soğuktanmış, en uyuz olduğum şey beyinde tümör, baş ağrısına katlanamıyorum, aslında tıp ilerledi ağrıyı kesiyorlardır, bir de o ameliyatlarda ölüm tehlikesi olduğu için narkozluyken de yolculuk başlayabiliyor bu da bir avantaj tabi..

 

Nereye baksam seni görüyorum, hiç durmadan yolculuk yapmam lazım, bir otobüse binmeliyim, halk otobüsü de olur ya fark etmez, gitmeli durmadan, uyurken gitmeli, yerken gitmeli, içerken gitmeli, hep gitmeli, gördüğümü bir daha görmemem lazım, şehir dışına çıktığımda bana enteresan gelen ama sabah olduğunda orada olup her gün orayı gören insanlar gibi hissetmemem lazım, yol kenarında gelip geçen yolculara meyve, peynir vb. satan insanlar görmeliyim sürekli, durmamalı otobüs, araba, minibüs ne ise içinde olduğum tekerlekli araç ! benzini varsın ben uyurken alsın alalalal ! her şey bitti bir bu kaldı ! seninle geçtiğim yollar olmamalı, seninle bindiğim duraklar olmamalı, ben boşuna mı yaşıyorum sence ? e sen mutlusun, ben seni arıyorum bulamayacağıma göre, ülkeden gitmeyi deneceğim bakalım o da olmazsa zaten dönmeyeceğim, sorun hiçbir şekilde var olmamış olacak..

 

Söz verdim kendime büyük küçük kırmızı pembe yok diye ama olmayınca olmuyor.

 

“Hiç bitmeyen bir tiyatro oyununda oynamak istiyorum” bunu da instaya atıp geliyorum.. attım geldim, içimden geçeni yapıyorum bazı kurallar çerçevesinde..

 

Şişeleri küçültmüşler orası kesin, net, yok yok ciddiyim yetmiyor azizim! Sen olmadan ne yetecekse sanki.. sesli güldüm lol !

 

Dışarı çıkasım geldi, olduğun yere kadar koşmak geldi içimden, kusacağım ana kadar koşmak, bayılacağım ana kadar koşmak, deli gibi koşmak, böyle özlemek mi olur arkadaş ! ne biçim bişey ya bu ! alalalala!

Neyse acı zamanları geldi çattı abuk subuk düşünceler falanlar filanlar.. sen bak keyfine her zaman söylediğim gibi üstünü ört üşüme, örtsün söyle sende ört, üşümeyin..

 

Güzel uyu..

28.12.2016 Çarşamba, 23:49