Collateral Beauty

Şimdi bitti film, yazıları akıyor ekranda, yazılar akarken çalan şarkıların hastasıyımdır onu dinliyorum ve diyorum ki ; Bazıları sadece film çeker Bazıları ise ‘Film’ yapar.. Will Smith klasiği bir film işte ama yazarı o değilmiş, bu arada filmi yeniden açtım, gece uzun..

İnsan olan bu filmi izler ! ne diyeyim ki daha, sinema diye bir sanat varsa bu film bir örneğidir. Ben beğendim, zevklermiş renklermiş tartışılmazmış falan filan değil, ukala de, kibirli de, bencil de, deli de, ne dersen de, resmen aksaray! Bu filmi izlemeden bir şey diyorsan zaten, kesin izle, belki bir insan kazanırız..

Bu arada kadrosu ile ilgili değil sözlerim, oscarlı oyuncular var falan diye değil yani, filmin konusu, metni yani senaryosu çok sağlam, Tiyatrodaki oyun metni, sinemadaki senaryo ya hani o işte, tiyatro oyunu yazıyorum ‘senaryo bitti mi ?’ diye soruyorlar, e alıştık tabi. Neyse ince gördüm devam edelim.

Love, Time, Death – Aşk, Zaman, Ölüm

Anlatıyor işte film, hem de baya sağlam anlatıyor izleyin, şuan bu yazıyı yarım bırakın işareti ben koyayım hatta bu cümlenin sonuna, filmi izleyin sonra devam edin, neden derseniz ben baya baya filmden sahneleri anlatacağım öyle karar verdim. Hadi iyi seyirler..

**

Nasıldı ? yüzde doksandokuz izlemeyip devam ediyorsunuz okumaya ama en azından ben izlemişsiniz gibi davranacağım.. Nasıldı ?  göğsüm ağrıyor anlamadım gitti, neyse sade soda açtım gazdır diye ümit ediyorum yoksa belki de bu yazıyı hiç okuyamayacaksınız..

Harika filmdi değil mi hani derler ya on numara beş yıldız o misal.. sağlam duygu sömürüsü olan ama sağlam duygu sömürüsünü, sömürü şeklinde vermeyen filmler yapıyor bay Smith, ona güvendim izledim, yoksa ne kadrolar var filmler patates, her filmi öyle fantastik olmayanları kastediyorum. Kadına sarıldığında gözden yaşı getirdi tebrik ediyorum.

Filmi izlerken içimden düşünceler geçiyordu, mesela hayatımda olan insanlarla gelecekte olamam kesinlikle diye, tam o sırada kadın adama o zarfı verdi, ‘birbirimize yeniden yabancı olsak keşke’ yazan zarfı, yazıyı daha doğrusu, o cümle neydi tutamadım aklımda diye düşünüyordum, neyse bakarım film bitince derken, o sırada yine adama aynı zarfı verdi ve okudu...

‘ İnsanı tamamlayan güzellik ‘ bence manası bu filmin adının anlamı, kadına bittim ama, ne kadar erdemli dedim, tercihi ne kadar sağlam dedim, ne Aşklar varmış dedim, en azından filmlerde var, gerçek hayatı geçtim, bazen daha gerçek geliyor orası ayrı.. filmlerde de olsa ne kadar güzel sadık bir kadın görmek, bekleyen, acelesi olmayan, ihtirası olmayan, kibiri amaçları falanı filanı, kadın işte da kadın..

Keşke bu filmi birileri ile konuşabilsem dedim, yalnız film izleyemiyorum sanırım, tiyatro izleyebiliyorum ama film gitmiyor, sonunda konuşmam gerekiyor, kafama yatmasını istemediğim bölümler var mesela, onları soramıyorum ki kimseye. Bir yandan da filmi tekrar izliyorum iyi mi.. cevap vereyim sorum havada kalmasın, iyi.

Memlekette yayınlanan dizilerin ilk bölümeleri geldi aklıma, hemen tekrar başlatıyorlar ya o misal bende tekrar izliyorum.

Çok güzel film ya.. acı ama güzel işte, belki de acı çekenlere güzel.. keşke yabancı olsaydım dedim sana mesela.. düşünsene ya, saçlarını gözlerini yine yeniden sıfırdan göreceğim.. ben kafayı sildiririm hiç sorun değil de memleketti insanlar garip onlarında silmesi lazım bence, sürekli bir özel hayat muamması, ne yazdığım yazılar kalıyor ne de duygular, herkes kafasına göre yaşıyor hayatını, son derece garip, yahu sana ne, üstüne alınan mı dersin, iletişime geçip caka satan mı, tweet atanın tut da, başkasına anlatanına kadar, o kadar garipsiyorum ve tiksiniyorum ki anlatamam, yahu bunlar kimse için yazılan yazılar değil ki, olmadı da, bu benim, buyum, benim duygularım, hislerim, parmaklarım, klavyem, kimseyi ima eden, anlatan kelimeler de barındırmıyor, hedef göstermiyor işaret etmiyor, kişilerle bir ilgisi yok yani.. hayatımda beni yeni tanıyanlar tutturmuş bir ‘o’nu özleme kafası, yıllardır tanıyanlar ise daha mantıklı ve doğru olan kafadalar, bana hiç dokunmuyorlar ve özel hayatımdan bahsetmiyorlar, bir de kötü olan insanlar var, onlar o şöyle, bu böyle tarzında kötülük yapıyorlar, e alıştım, yahu bana ne kim kiminle nerede ne yapıyor, samimiyetle bana ne, doğrusu da bu, insanlar birlikte olur, ayrılır, evlenir, boşanır, bu hayatın gerçeği, bir şeyler yaşadın diye bütün ömür iletişimde olacaksın diye bir zorunluluk olmadığı gibi, bence kesinlikle gerek de yok, bu durum insanın duygularını yazmasına engel değil ki.. yaz yaz yaz diyen ben değildim değil mi sanki ? değildim..

Konu ile alakası şu, öyle bir iletişim oluşmuş ki kadınla adam arasında, düşünce o kadar ağır bir acıya rağmen saygıyı hiç kaybetmemişler, seviyeyi hiç düşürmemişler, beklemişler, acılarını yaşamışlar, yaşıyorlar da, ama hep bir erdem çerçevesinde, bir onur gurur çerçevesinde.. ben hep öyle olacağımı düşünürdüm mesela aklıma geldi, neden arayamıyorum ki şuan dedim kendi kendime, ya da neden görüşemiyoruz, insanlara ne olursa olsun insan oldukları için yardıma ihtiyaçları varsa ne olursam olayım giderim diye düşünüyordum, gittim de, hep de giderim diye düşünürdüm ama o kısım değişti, bunu kötüye kullandığın da bitiyor, içimdeki her şey ama her şey.. yahu zaten başka dudaklara koşan bir insanın bana neden ihtiyacı olur ki ? tamamen bir ilizyon bu, kafamda kurduğum başka bir şey değil. Ben neden o kadar önemli olayım ki ? neden kadının adamı beklediği gibi bekleneyim, saygı duyulayım, adı üstünde adam ‘adam’ çünkü Aşık.. sevgi dolu.. bu topraklarda var mı bunun önemi yok.. bu topraklarda işleyiş farklı önem sırası farklı, döngü farklı, Aşk ev kirası mı öder der herkes, doğru da söylerler, ama Aşk’ı yaşamak için ev kirasını ödemeye ihtiyaç yok demez hiç biri, diyemez, insan göremediğini, öğrenemediğini söyleyemez ki, Haluk Hoca ile iki saat geçirdim, belki yıllar kadar iyi geldi, ne zaman sanat ile etkileşimde olsam hep sözleri geliyor aklıma, ‘kafesteki kuşa ormanı anlatamazsın’ dedi, Aşk’ın ne olduğunu bilmeyen birine, Aşk’ı nasıl anlatabilirsin ki, yaşayamamış ki, yaşadığını sanmış, klasik memleket parodisi, çok bilmişliği değil mi bu, nerede yemek yedin, hangi arabaya bindin, kaç ‘like’ aldın sen instada, kaç RT aldın, gerçek Aşk bunlar işte başka bir şey değil onların gözünde ve Aşk’ı dibine kadar yaşadıklarını sanıyorlar, cevap veriyorum ‘Nah’ yaşadılar..

Çok bilmiş olarak ben, bencesini söyleyeyim o zaman, o kadar atıyorum tutuyorum da peki nedir bu Aşk.. baya bildiğin şuursuzluktur, eylemsizlik halidir, aşırı eylem halidir, rastlantısal olarak buluşma hali, abuk subuk aklına gelme durumu, telefona bakarsın ondan mesaj gelir ve sen kendin gönderttin diye ego yaparsın, aşıksın ya, bildiğin salaklık durumu işte, ahmaklık işte aşk, nasıl özlemişim bu arada orası da ayrı.. ‘Aşk’ı.. beklemek mesela, saatler olur yıllar, kafanda, soğuk soğuk terler dökmek mesela, duş aldığında şampuan kaçmasın diye ya da sabun, bazik asit ne zıkkımsa kullandığın o işte, gözlerini kaparsın ya, işte o an şak diye onun suratı gelir gözlerinin önüne.. napıyor şuan o dersin mesela, tam olarak şuan ve geçti işte, ya şimdi ? kıskanmazsın hayatını dar edersin, konuşturmazsın bile, ben mesela keşke kıskanabilsem safca, onun yerine sanki erkekler rakibimmiş gibi daha çok sev ve daha çok, sürprizler, yazılar, şiirler, mektuplar ve çok daha fazlası.. sonrası kötü olmuş, başa dönsek umurumda olur sanki.. bu arada ben zaten baştayım bir yere dönmeye gerek yok kendi adıma..

Konuştuğum insanların gerçekten insan mı olduklarını düşünürdüm, bu filmden sonra iyice düşüneceğim sanırım, ben insanüstü varlıklar olduklarını düşünmedim ama bir görevi olduklarını düşünüyorum insanların ya da yapıları gereği bir yere ait olduklarını, bana ‘ sen insanların hayatını iyileştirmek için gelmişsin bu dünyaya ‘ demişti, düşünüyorum da benimle etkileşimde olan insanların hayatları hep güzelleşmiş, iyi olmuş, ne zaman hayatıma biri girse insan olarak, ya da sohbet etsem tanımadığım insanlarla, otomatik olarak onu aşağı çeken davranışları vb tüm her şeyi analiz ediyorum ve bir süre sonra, ki bazen hemen onlara söylüyorum, çoğu zaman bunu istemsiz yapıyorum o şekilde güdüleniyorum, halbuki bana ne, kendi hayatı, belki bana göre kötü olan ona göre harika.. böyle tepkiler alsam da yıllar sonra bile teşekkür eden oluyor. Üniversitede bir arkadaşım vardı, kız, üç yıl sonra, sen gerçekten bir dostmuşsun ben o zaman anlamamışım, teşekkürler, demişti, yine üniversitedeydik son sınıfta söyledi, kantinden ana binaya geçerken arada, ben ana binaya girişte merdivenin ikinci basamağındaydım, iki basamak vardı zaten, hafif bir yükselti. Konuşabilir miyiz demişti, çok kısa söyledi, sarıldık gitti, sevgili bile değildik, hiç de olmadık, sonrası yok, düzelmedi bir şey, merhaba merhaba devam ettik, linkedin de görmüştüm sanırım bir iki sene önce, evlenmiş, çocuğu olmuş, ailesi var, ne kadar sevindim anlatamam, harika anılar bunlar bence, linkedin'de otomatik çıkıyor bazen, ben de anlamıyorum sanırım e posta adreslerinden çağırıyor kişileri ekrana, takipçiliği beceremiyorum, napim duygusal adamım, üzülüyorum görünce böyle otomatik çıktığında, bir iki hafta duygular su yüzüne çıkıyor kendime gelemiyorum, gerek yok o yüzden, herkesin kendi hayatı var, hayatına devam etmeli, geçmişle yaşamamalı, önüne bakmalı, benim gibi. bir istisnası var gelinlikle görmek istiyor insan sevdiği kadını..

Kadınla adamın öyle ilişkisi vardı ki, benim yaşadıklarım ne kadar boktanmış dedim yahu.. kızını kaybediyorsun düşünsene, sonra eşinle tekrar görüşebiliyorsun ve sonunda yeniden birlikte olabiliyorsun, ben yanlış bir yerde, yanlış bir zamanda mı doğdum acaba, yoksa şizofreni hastalığının kaçıncı aşamasındayım!

Zaman, insana verilen en güzel, en değerli hediye değil mi ? hayatta parayla değil, hiçbir şeyle satın alamayacağınız, yönlendiremeyeceğiniz yegane şey değil mi zaman ? gurur kaynağım.. düşünsene zenginsin ama zamana karşı hiçbir şey yapamıyorsun hiçbir şey! Seni yaşlandırıyor, tadıyorsun, ağlıyorsun, koşuyorsun, seviyorsun, sevişiyorsun, ölüyorsun, doğuyorsun, uyuyorsun, rüyalara sokuyor çıkarıyor, zaman olmasa hangisi olur pardon ? filmde ‘ocak ayı ile aralık arasında gibi sanılıyor’ diyor ya hakikaten öyle değil mi.. ne önemi var ki saatin, günün, haftanın, ayın, yılın.. zamanın adı sadece zaman olsa mesela, neden ikinci adı vermeye çalışıyoruz ki ? işte bu yüzden benim sevgilim olmayacak hiç, olamayacak daha doğrusu, sevgililer bir gün sevgili olmamak için var oluyorlar, bu kadar basit aslında, benim sevdik'lerim var hep seviyor olacaklarım, ben bitmeyecek bir şey arıyorum, daha doğrusu sağlam bekliyorum, sen istediğinde ortaya çıkan bir şey değildir ki Aşk, sen o olduğunu sanarsın içine edene kadar, batırana kadar, bitirene kadar.. sonrası iyice batırmakla geçer.. halbuki o değildir, kapa çeneni, önüne bak, konuşma, devam et !

Aşkı getirecek olan şey Zaman’ın ta kendisi.. Zaman’ın kıymetini fark ettirecek olan şey ise Aşk’ın ta kendisi..

Ölüm, en enteresanı değil mi ? doğumu hatırlamadığımız gibi, bunu da hatırlayamayacağız diye düşünüyorum, belki de hatırlarız bilmiyorum, daha önce ölmedim, fiziksel olarak yani, ruhsal olarak birkaç kez öldüm diye düşünüyorum..sevmeyi özlemişim yahu, sevdiğin kadının kollarında, kokusu burnunda ölünce mesela insan ölebilir mi  acaba? ya da erkeğin, ben erkeğin dersem garip olur, o yüzden kadının diyorum yoksa aynı duygular tabi ki bir kadın için de geçerli, gerçi bu yazıyı okuyan bir kadın varsa orası da ayrı bir konu, eminim boşuna açıklama yaptığımı düşünüyordum, kadınlar zaten bizden zekiler, hatta açıklama kısmı olduğunu anlayıp burayı atlamış bile olabilir, diyorum size kadınları sevmeyeceksin de beni mi seveceksiniz !

Yarıladım filmi bu arada, kay kay sahnesinde şuan, film bir bakıma tokat gibi, ikinci kez izlemenin faydası şu, sondaki konuyu anlayınca, ki yine izlemediğinizi düşünerek filmi anlatmıyorum. neyse, mimiklere bir daha bakıyorum, insanların tepkilerine, orjinalliği o zaman daha yoğun çıkıyor sanırım, daha duygu yüklü izliyorum, zaten denizde kum bende duygu!

Üç karakterinde tiyatro ile ilgili olması hunharca hoşuma gitti.. çok acayip ince göndermeler var, şuan konuşacak biri olmadığı için içimde yer eden.

Zengin kalkışı yapmak istiyorum şuan yazıyı bitirme konusunda..

Güzel uyuma benle uyu Vişne Çürüğüm..

 

 

25.03.2017 Cumartesi, 04:21