Bir Cümle

Bazen insanı öyle afili cümleler falan yıkmaz, yüklemi var mı yok mu, sıfat mı, zamir mi, nesne mi.. diye düşünmezsin bam diye yıkar seni bir cümle ve her yıkılış yeni bir başlangıç falan olmaz, hikaye onlar, sadece güçlendirir. Öyle.. bir süre sonra öyle ya da böyle hayat devam ediyor işte, zaman akıyor, dolayısıyla sende içinde yaşamak zorundasın. Ben böyle güçlenmek istiyor muyum dersen, tabi ki hayır, gücü ne yapayım arkadaş, yanımda sen yokken.. çok net değil mi? üzer bazen "Bir Cümle" seni, bazen yıkar tümden, bazıları sallamaz bile, bazıları yok öyle bir şey der, inkar  eder. Keşke o kadar kolay olsa.. keşke o kadar basit olsa.. insanların canı sadece silahla değil kelimelerle de acır. Canını yakabilirsiniz  dikkat etmek lazım cümlelere, kelimelere, seçilen harflere. Bu bağlamda çok mermi aldım vücuduma kabul ediyorum. Zaman içerisinde acısı azalıyor mu? Azalmıyor sadece arkalara gidiyor, önlerde olduğunda görevini yapıp acısını yaşatıp, canını acıtıp geri kaçıyor. Bu duruma alışmaktan başka çare de yok gibi. Neden derseniz, beyni aldıramadığıma göre, yaşanmışlıkları silemediğimize göre geriye ne kalıyor, hatırlayıp kahrolmak, üzülmek, canın yanması. Canın yanması dediğim sıkılmak, bık bık etmek falan değil, baya baya etini çekiyorlar gibi, canını acıtıyorlar gibi işte. Yaşamayın da, özendirici olmayayım. Bir şeyin gerçek olmamasını isterseniz ya, o misal belki, kabullenmek zor gelir, öyle işte bir cümle, bir kelime, bir bakış bazen acıların en acıklısı olur.. acınıklısı demek geldi içimden. Çeşitli duygulara girersin aniden hızlıca, şekilden şekle, düşünceden düşünceye, renkten renge bir ruh hali, günlerdir uykuya hasret kalıp okursun, ne olduğunu anlayamazsın, inandırmak istersin okumadığına, yanlış okuduğuna, yanlış duyduğuna, gördüğüne.. hayat oysa ki merhaba diyordur sana tepeden, taaa en yukardan, benim diyordur en büyük benim! Zamanı geri almaya gerek yok ki, söyleyene saygısızlık olur bu, hayatına müdahale edilmesi son derece yanlış, insan kendisine yaşatılanı hak etmiştir. Nokta! Bende olsam konu, başkası da olsa, hak etmiştir ya da başka bir deyişle hak edememiştir karşısındakini.. durum bundan ibaret, gerisi karın ağrısı, mızmızlanmak, gözyaşı, sinir krizleri falan filan insana göre değişiyor tepkilerde, dozları da. ne kadar güzel oysaki hayat, ne kadar çok insanlar, güzel insanlar kızı da erkeği de, yaşlısı da, adamı da, genci de, kadını da, rengarenk bir hayat işte..

Sabretmek belki de kilit nokta bu, instada çok güzel sözler var, okuyorum hoşuma gidiyor ama vakitsizlikten paylaşamıyorum, biri şöyle diyordu “Olmuyorsa bil ki sen senin için olanı bekliyorsun”  doğru ya da yanlış, durum bu. Dolayısıyla ne kadar az düşünmek o kadar az acı, formül son derece basit aslında. Basit olan bu formülü uygulaması ise en zoru, belki de hayatın gerçek tadı bu. Bunları yaşamadan yaşadım diyemiyorsun. Kim bilir? Kim bilebilir? Yaşıyoruz işte, geldik gidiyoruz, fazla büyütmemem lazım, bizzat ta kendimin, büyültünce bir şey olduğu yok, kimsenin hiçbir şeyi umursamadığı bir dönemde yaşıyoruz, teknolojinin nimetleri gibi, olumsuz yanlarından biri de belki de bu işte. İnsanların davranışlarının yozlaşması, acımasızlaşması, bir bakıma da herkesin ederinin, değerinin, ve kimin kime ne kadar değer verdiğinin net olarak ortaya çıkması, çıkabilmesi.

“Ne kadar beklenti içine girersen o kadar üzülürsün” demişti “Ni”, Nihan, üniversite lisanstan arkadaşım, 1-2 yıl küsüp bana, sonra “Sen gerçek bir dostmuşsun ben anlayamamışım” demişti. Güzel günlerdi Lisans günlerim, Yüksek Lisans jürim vardı bugün, 3 saat uyku ve -28.01 santigrat derece moral ile güzel geçti, artık üniversite günlerim diyemiyorum, lisans ya da yüksek olarak ikiye ayrılıyor, ne bilim haklı bir gurur diye egomu tatmin edeyim dedim utanmayarak. Çok uğraştım ama gerçekten hakkımı da yemek istemem, insan kendi kendisinin hakkını nasıl yiyebilirse.. Beklenti içine girmemek çok önemli özellikle hayallere dalmamak, kadınlar daha bir duygusal oluyorlar şüphesiz, erkeklerde tutkuyla bağlanınca oluyor sanırım, her ikisinde de, özetle birbirlerine hissederlerse bu duyguları, anne-baba diye seslenen ufaklıklar oluyor, biri hissedip diğeri hissetmezse de “Hayatımda biri var. Bunu ona yapamam” oluyor.. İçten pazarlıklı olunmaması en güzel olan değil mi, kalbini söküp, karşına geçip gülümseyip, “Hadi yaşa şimdi de görelim” bakışı gibi bir durum olsa da en azından gerçek neyse o, neden niye yalan olsun ki. O yüzden gerçek kadar güzeli yok bence, yalanı sevmedim sevemedim. “Gerçekler, Kağıt kesiğidir” bu hayatta, öyle bir keserler ki, canın öyle bir yanar ki, jilet, bıçak, kurşun gibi değildir. Beyaz kağıt düşünsene, ne kadar masum, beyaz bir kere, harika değil mi? sonra bir bakmışsınız kıp kırmızı eliniz, ince ince kılcal damarlardan çıkan kan.. derin bir sızı sonra. İçten, ciğerlerinde yanıp tüm kana karışan bir duygu. Öldüğüm zaman acı çekecek miyim gerçekten bilmiyorum, hiç ölmedim, ama bazen yaşadığım şeyleri düşünüyorum da, daha acısı olabilir mi? bir insan diğerine acı çektirdiğinde eline ne geçiyor, gerçekten denemek istiyorum, ne geçiyor insanların eline, gönlüne, kalbine. Amacı ne yani. Öyle ya da böyle, neden ki. Belki de insanların acı eşiği yüksek, acıdan sayılmayanlar bende fırtına, bilemiyorsun ki işte.

Metroda yerde, metrobüste ayakta uyuduğum bir gün oldu bugün, 2 şiir, 2 – 3 yazmam gereken yazım var ama enerji yok. o yüzden müsaadenizle, ben bugün erken kapayayım dükkanı. canım acıdığında dinlediğim şarkılardan biridir, hatta klip bir filmin görüntüsü ama ancak bu kadar etkileyici olabilirdi sanırım. isterseniz dinleyin, isterseniz dinlemeyin ya da ne bileyim, size ne yapacağınızı söylemeyen insanları sevin, canını acıtmayın falan, ya da neyseniz o olmaya devam edin, seven öyle sevsin, özleyen öyle özlesin, özür dileyen öyle özür dilesin, bilmediğini söylesin, mutluluklar dilesin...

09.06.2017 Cuma,20:51

Galiba..