Beşiktaşk

 

Hiç tanımadığın bir insanla sanki doğduğundan beri tanışıyormuş gibi konuşmak, sanırım bir takım sevgisinden fazla olsa gerek ya da futbol sevgisinden, daha tanışalı beş dakika olmuş ” abi bakkala gidiyorum bir şey istiyor musun ? ” diye soruyor.. ben nasıl başka takımın maçına gidebilirim ki ?

Var tabi bizim de totemlerimiz olmaz mı,maç günü aynı balıkçıdan balık ekmek, aynı çalışana selam vermek ve hal hatır sormak, aynı marketten biraları almak, Kartal yuvasının orada –ki ben oraya balkon diyorum- meydandan geçenleri izlemek, o çoşkuyu adeta bir film gibi izlemek.. bileklik satanları, kaşkol satanları, meşale satanları izlemek.. Arada bando geliyor bizim marşları çalıyor, meşaleler yanıyor,davullar falan insanlar çoşkuyla eğleniyor, şu manzara yurt dışında olsa tv de izleyen, özenen çok insan olur, “ festivale bak be orda olmak var “ diye iç geçirirler, bazen haftada iki gün oluyor Beşiktaş Çarşı içinde bilgilerinize..

 

Bir saat kala, e tabi Alper abimi görmek şart, askerlik arkadaşım kendisi, o gün bugün on yıl olacak görüşüyoruz, son sohbetler ondan sonra stada yürüyüş yolluklarla beraber, yoldan yürüme işi bir gün sorun olacak ama neyse, neden kapamazlar dolmabahçe, ağaçlı yolu anlamam, zaten gidemiyor arabalar..

 

Takım sahaya çıkarken ancak yetişiyorum hep stada, ne hikmetse arkadaş; her maç koltuğuma biri oturuyor ne koltukmuş ! seveni de talibi de çok!

 

Ön sıra, arka sıra, hatta üç sıra arkada bir sakallı arkadaş var, her maç yanıma düşüyor gol olduğunda, bir şey olacak diye korkudan gole sevinemez olduk neyse ki geçen maç durdu artık düşmüyor aşağı..

Maç başlarken meşhur üçlü çekilmesi varya yemin ediyorum başka bir duygu, tanımıyorum adamı ama sarılıyoruz! Birbirimize destek olup tutunup zıplıyoruz deli gibi! Lay lay lay lay oooo Beşiktaaaaş!!! Gaza geldim bak gene! Binlerce insan kardeş oluyoruz, kavga ediyoruz, tartışıyoruz, yeri geliyor sarılıyor öpüşüyor tatlıya bağlıyoruz.. başta dediğim gibi Beşiktaşk sanırım bu.

 

Tuvaletleri ve olan biteni artık benim gösterilerde anlatıyorum artık zira skeçlik konular oluyor, alıntı yok, yazmam, merak edeni bekleriz oyunlara..

 

Turnikelerde beni on yıl önceki fotoğrafımdan nasıl tanıyorlar hakikaten hayret ediyorum demek bir bildikleri var, koridorlara bir türlü ışık koymuyorlar o da enteresan kaç maç oldu hala ışık yok, binlerce kişi telefon ışığı ile görüyoruz merdivenleri romantizmin dibi.

 

Maç Beşiktaş’ın ama maç günü kulüpten tek bir çalışan yok çok enteresan değil mi ? mesela bir sorun var, sizinle ilgilenecek kimse yok, gerçek bu.. Geçen maç adam koltuğumun kendisine ait olduğu yalanına beni de inandırdı, kombine aldım diyor birde yalancı adam ya, çocuğunun yanında yalan söylüyor, neyse bir tane görevli yokmuş konuyu aydınlatacak, tecrübe ettim.. Çocuğunun hatırına bir şey demedik idare ettik sayın Yalancıyı..

 

Taraftar atmosferi geçen yıllar ki kadar değil tabi ki, gelir durumu daha yüksek bir kesim yeni stad ile birlikte tribünlere gelmeye başladı, daha tiyatral bir hava var diyebilirim, özellikle numaralı ve kapalı, doğu batı denen sahanın kale arkası dışında yan tarafında kalan iki tribününe ait koltuk fiyatları çok yüksek kaldı, seneye büyük ihtimalle kibirli başkanımız daha da yükseltecek ki para kazansın, sonra taraftar desteği olmayınca ve/veya diğer sebeplerden başarı gelmeyince tekrar fiyatları düşürecek falan filan.. Spor işletmesi de sanat işletmesi kadar zor, farklı, iyi bir model gerekiyor hem ticari hem de sportif/sanatsal başarı için.

 

Eski çarşıyı özledim valla, çarşı tribünün olduğu kapalı tribünü, bir maçta hiç unutmuyorum, dalmışım yarım saat tribünü izliyorum gol olunca golü göremedim iyi mi..

 

Kimin zor dönemi olsa hayatta stada gelir bizde, derdini, kederini paylaşır, stresini atar, sevgi ihtiyacı varsa sevgisini alır saygısını görür, eğlenir, galip gelince sevinir, yenilince üzülür, kabataştan motora bindiğinde yine hiç tanımadığı biriyle maçın kritiğini yapar, o maç senin bu maç benim tarihe dalar çıkar..

 

Eski stadda bir gün iki erkek bir kadın yürüyorlar, biz de malum maçı bekliyoruz tribün önünde son hazırlıklar.. sonra birden kavga etmeye başladılar, adamlardan biri diğerine nasıl vuruyor ama çat çut, sonunda dayanamadı bizimkiler “sen çok vurdun” diyerek –ki açıklamayı duydum- vuranı bir dövdüler, durumu eşitlediler, sonra üçü aynı şekilde devam etti yürüyüp gittiler.. Burası Beşiktaş..

 

Bazen stada yürürken halı saha maçları gibi düşünüyorum, şimdi sahaya ben çıksam nasıl olur diye düşünüyorum, o kafayla topu ve kaleyi görmek ayrı bir iş olsa gerek diye ekliyorum sonuna..  neyse daha çok anı falan filan çok..

Yarın Trabzon maçı var aynı sistem devam..

 

Optik Başkan gelir arada aklıma, “ Öğretmendim, tayinim çıktı Ankara’ya, ya öğretmenlik yapacaktım ya da maçlara gidebilecektim, Beşiktaşı seçtim.” Onun bir sözüyle bitsin bu yazı olmaz mı ?

04.11.2016 Cuma, 18:53