Ölüm

 

Nasıl bir şey acaba ? merak etmeyen var mıdır ? canının acıyıp acımadığını düşünmeyen var mıdır mesela ? o anı yaşayıp tekrar geri gelmek istemeyen var mıdır ? ya da nasıl, hangi sebeple öleceğini öğrenmek isteyen var mıdır ? hastalık mı, aniden mi, kaza mı, kazaysa ne tür kaza, ne zaman, nerede, nasıl, kiminle, uykuda mı yoksa ? en mutlu anında mı ya da ? hak ettiğini düşünüp tamam ya artık bu da olsun eyvallah zamanı geldi dediğinde mi insan ? zamanı geldiğini anlayabiliyor mu mesela insan, yüreğinde kalbinde ta derinde mi hissediyor, artık noktayı koymanın zamanı geldi mi ? diyor dünyaya..

 

Konuşulamaz bunlar hiç değil mi, deli olursun hemen, doğumu konuşursun her doğduğun yılın gününü konuşursun ama bunu konuşamazsın, Ölümü konuşamazsın, kimse gitmek istemez ki, nereye gittiğini bilmediği bir yere kim gitmek ister ki ? ya daha iyisi varsa ? ya zamanı geçmişe sarabileceğin bir yere gidebiliyorsan mesela o zamanda mı saçma gitmek ? yada daha kötüsü olur belkide.. ya da hiç bir şey olmaz mesela.. sıfır, koskoca bir sıfır mesela..

 

Yaşarken bu dünyadayken ölür mü insan, mümkün mü bu ? baktığını göremeyen, görmek istemeyen, duymak istemeyen var mıdır? Varsa farkında mıdır bu halinin, farkındaysa ispat edebilir mi diğerlerine ? hissizleşir mi mesela ne olsa tepki vermemeye başlar mı, gözleri, kulakları, elleri, kalbi hep geçmişi özler mi bu durumda ? ne olur ki bu durumda ? bu durum olur mu ? gerçek mi bu ? gerçek olan ne ? Ölüm gerçek mi mesela.. Gerçek ölüm mü mesela..

 

Bozdurulmayı bekleyen bir “Çek”in sahibi miyiz biz ? vade nedir, süre, ne kadar kaldı ?

 

İnsanları özlüyorum bazen, karşımda duruyor adam ya da kadın neyse işte canlı, özlüyorum, arkadaşım, kardeşim ya da sokak köpeği farketmez özlüyorum.. gülmeli ya insanlar, canlılar, iyi olmalı, mutlu olmalı herkes, bu dünya çok güzel değil mi, bizim tuvaletin ufak bir penceresi var sabahları ordan bakıyorum, yemyeşil ağaçlar, ağaçların bittiği yerde masmavi bir gökyüzü, gökyüzünün içinde bembeyaz bulutlar.. daha ne olsun ki.. ne kadar güzel değil mi..

 

İnsan bazen kendisini seven insanları özlüyor, ortaokuldaki resim hocamı özledim mesela, o kadar kötü bir resim çiziyordum ki inanılmaz derecede kötü, bana bak Şivan bu senin resmin, iyisi kötüsü, çirkini güzeli yok, demişti. Tam 20 yıl olmuş bunu bana söyleyeli, az önce söylemiş gibi, elimden sımsıkı tutmuş kırtasiye kırtasiye gezmiştik bir kere, sadece bir renk boya kalemini bulmak için benim o sikindirik, boktan, iğrenç resmim için, o resmin bir süre sonra bana dünyanın en güzel ağacı geleceğini bilmeden nefret etmişim oysaki.. öğretmenimin adını bile hatırlayamıyorum, okulu her yeri aradım ama yok.. keşke karşılaşsak ya! Kaderin cilvesi desek sonra, sarılsam ben kocaman, ağlasam o güzel kalbinin tam üstünde öğretmenimin, adını hatırlayamadığım öğretmenimin.. simsiyah yuvarlak gözlükleri vardı.. kısa boyluydu, 1,50-1,60 boyu.. ne kadar özlemişim o sevgiyi, o tadı, o elimi tutan ellerini öğretmenimin.. dedim ya insan kendisini sevenleri özlüyor, yani ben beni sevenleri, sevilmeyi özlüyorum, ama bu sevgi derin bir sevgi, anlık hikayeden değil ki, insan seni bir seviyor sen bunu ömrün boyunca unutamıyorsun, insan seni bir seviyor sen bunu yıllar sonra anlıyorsun.. insan seni bir seviyor inşallah anlarsın..

 

Bugün Atatürk’ün ölüm yıl dönümü, haberlerde gördüm Fenerbahçenin 2 yaşında kızını kaybeden kalecisi Enke vardı, şanssızdı, intihar etmişti yıllar önce onun da bugünmüş ölüm yıl dönümü.. Ölümün yıl dönümümü olur ? ya ölenler aramızdaysa mesela.. baya bilmiyoruz ki ne oluyor ne zaman oluyor nasıl oluyor biliyor muyuz.. Ölünce mesela Kemal’in Mustafa Kemal’in yanına gidebiliyor muyuz ? Ölümün sempatik tarafı olur mu lan ? olur mu ? biliyor muyuz ? olur belki ya da olmaz çok saçmadır.. hangisi hangi ara neden nasıl ne zaman doğru ? doğru ne? doğru oysa yanlış ne ? iyi ne kötü ne ?

 

Ölünce ağlayabiliyor musun mesela ? Cenazen nasıl olur acaba? Arkadaşların, akrabalar, koftiden mecburen gelenler, gelmedi demesin diye gelenler, bence herkes rahat olmalı ya baya rahat.. bizim çocukların arkamdan muhabbet edip güzel anıları düşünüp kahkahayı bastıklarında, işte o an orda olmak isterdim be! O suratları görmek isterdim, feci üzgün duygu yüklü gururlu gittiğim için kızgın ama mutlular birlikte bir şeyler yaşanmış da işte mutlu olunmuş o yüzden mutlular.. Mutlu olacak tabi ki kardeşlerim benim ya, seviyorum ulan sizi! kocaman..

 

Küçükken Yılmaz Güney kitaplarını okurdum, uyurken sanki odada gibiydi, öyle yazmıştı ki kitaplarını sanki benimle konuşuyordu, bir gün yahu ben bu adamla nasıl konuşacağım diye düşündüğümü hatırlıyorum, yani nerede dedim bu adam, meğer ölmüş, hemde ben doğmadan, nasıl moralim bozuldu, dedim bu olmadı yani, sonra iyi de bu şartlarda nasıl konuşacağım dedim kendi kendime düşündüm bir yol bulayım diye, filmlerini izledim, fotoğraflarına baktım, babamın bir arkadaşının fotoğrafı vardı beraber çekilmiş, sanki fotoğrafı o değil de ben çekilmişim gibi sürekli bakardım, hala bakarım o günleri hatırlarım, geçen Levent abinin odasında da gördüm onun kralla fotoğrafını, aynı duyguları hissettim, sanki adam dile gelecek bir şey söyleyecek.. söyleseydi 30 yıldır dünyadayım derdi bir şeyler herhalde.

 

Heathcliff Andrew Ledger, bilinen adı ile Batman filmindeki Joker, Heath Ledger, öldü, oscar aldı o rolüyle, ölmeden önce oynamaya devam ettiği ve bitmeyen filmler bir şekilde tamamlandı o gidince.. yemişim o filmleri ya.. adam öldü gitti.. hiç tanışmadık hatta ben Batman’dan önce izlediysem de adamı hatırlamıyorum, kendisi şuan karşımda, duvarda kocaman posteri var “Joker”, en güzel hediyeler bana alınan hep Joker hediyeleri olmuştur o da ayrı, bu poster de hediye, tshirtleri gibi.. adam öldü ben ailesinden fazla üzülüp zırlamışımdır herhalde, hala aklıma geldiğinde ortam müsaitse iki göz yaşı sallarım kendisine.. e napim sevmişim da, biz de sevince hep seks odaklı bakıyorlar, bir erkek bir erkeği seviyorsa sevişecek diye bir kural mı var, yok a.k. yok, öyle bir kural yok..

 

Çok var böyle anlayamadığım derecede üzüldüğüm merak ettiğim kavuşmayı konuşmayı arzu ettiğim doyamadığım kıyamadığım konduramadığım ölümler.. böyle durumlarda kalbim kafasına göre atmaya başlıyor, bir sızı oluyor tam ortada göğsümün, hafif bir sızı, ben burdayım cinsinden bir işaret, hızlı bir şekilde beyin odaklanıp hayale dalıyor resmen zamanda yolculuk yapıyor, yağ gibi derler ya kayıyor zamanda, kaç kere yakalanıyorum otobüste, metroda, metrobüste, insanları bana bakarken yakalıyorum, belli dalmışım, ya gülüyorum ya kendi kendime konuşuyorum ya da tepki veriyorum, insanların benim o yolculuğuma dalıp bana dalıyorlar, biraz enteresan geliyor ve her seferinde bu olduktan sonra şans eseri fark ediyorum bu durumu, kitap okurken de bu oluyor beş sayfa okuyorum ama ne okuduğumu hatırlamıyorum, tekrar okuyunca hatırlıyorum, okurken zamana dalıp gidiyorum, Midnight in Paris filmindeki gibi geçen arkadaşım söyledi heh dedim filmdir da film!

 

Bu yazıyı bayadır yazacaktım ama zamanı gelmemiş, şimdi gelmiş yazdım, bugün bir şarkı çaldı, okuma provası yaparken, ama ben metni okurken başladı şarkı, yahu sanki bin kere dinlemişim gibi şarkıyı, dedim kim, duymadım adını falan hiç, eve geldim akşam, tekrar duydum şarkıyı kulağımda çınladı, öğrendim tekrar adını şuan o çalıyor, o yazdırdı bu yazıyı da hadi yaz dedi iyi dedim, ilham mı bu mu yoksa, olabilir, ama olmaya da bilir..

 

Dağınık oldu biliyorum bu yazı, toparlamaya defalarca okumaya eski ben olmaya çalışmayacağım, bırakacağım dağınık kalacak okuyanların dağınık okumasını rica ediyorum o zaman eşitleriz sanırım durumu, he yok dağınık değil diyorsanız zaten bu durumu yazının sonunda yazdığım için sorun yok okundu zaten..

 

Güzel uyu..

10.11.2016 Perşembe, 02:44